TÜRK DİLİ
TÜRKÇE''NİN TARİHİ GELİŞİMİ
Türkçenin Tarihi Gelişimi
Türk dilinin ortaya çıkış tarihi kesin olarak bilinememektedir. Türkçenin. bilinen yazılı metinlerinden önceki dönemleri "karanlık dönem" olarak kabul edilmektedir.
Türkçenin yazılı ürünlerle takip edilebilen VII. yüzyıldan XIII. yüzyıla kadar olan dönemine "Eski Türkçe'' denir. Türkçe yaklaşık altı asır boyunca; ses, biçim ve söz varlığı bakımından son derece durudur, dönem Türkcesinin özellikleri Göktürk, Uygur ve Karahanlı metinlerinde görülmektedir (Göktürk Metinle Bilge Kağan Yazıtı, Kültigin Yazıtı. Tonyukuk Yazıtı; Uygur Metinleri: Altun Yaruk. Sekiz Yükmek. Irk Bitig; Karahanlı Metinleri: Kutadgu Bilig, Divanü Lûgat-it-Türk, Atebetü''l Hakayık, Divan-ı Hikmet).
Türkler, XI. yüzyılın başlarından itibaren Anadolu''ya göç etmeye başlamışlardır. Bu göçler sonucunda Türkler XIII. yüzyılda batıda Anadolu''ya, kuzeyde Karadeniz''in kuzeyi ve batısına kadar yayılmışlardır. Yerleştikleri bölge halkının ağzı ile eserler yazmalar, sonucu Türkçe çeşitlenmiştir. Türkçe, yayıldığı bölgelere göre_Kuzey-Doğu Türkçesi ve Batı Türkçesi olmak üzere iki kola ayrılmıştır. Kuzey-Doğu Türkçesi, Eski Türkçenin bir devamı olarak XIII ve XIV. yüzyıllarda Orta Asya ile Hazar Denizi''nin kuzeyindeki Türkler arasında kullanılmıştır.
Kuzey-Doğu Türkçesi XV. yüzyılda Kuzey Türkçesi ve Doğu Türkçesi olmak üzere iki kol hâlinde gelişmesini sürdürmüştür. Farklı kollarda gelişen Türkçenin özelliklerini o dönemlerde yazılan Kıpçak Türkçesi Metinleri (Husrev ü Şirin, Gülistan Tercümesi, Kodeks Kumenikus) ve Çağatay Türkçesi metinlerinden (Muhâkemetü''l-Lügateyn, Şecere-i Türki, Şecere-i Terâkime) takip etmek mümkündür.
Batı Türkçesi, XII. yüzyılın sonları ile XIII. yüzyılın başlarından günümüze kadar devam eden Eski Türkçeden SOnra Türkçenin iki büyük kolundan biridir. Batı Türkçesi, tarihî gelişimi içinde üç ana döneme ayrılır. Türkçenin XIII ve XV. yüzyıllar arasındaki dönemi "Eski Anadolu Türkçesi" adını alır. Bu dönemin özellikleri Yunus Emre Divanı, Mantıku''t-Tayr, Garipname vb. eserlerde görülmektedir.
Batı Türkçesinin XV. yüzyılın sonları ve XX. yüzyılın başları arasındaki dönemine "Osmanlı Türkçesi" denir Bu dönemde, Türkçeye çok sayıda Arapça, Farsça kelime girmiştir. XVII. yüzyıldan itibaren Osmanlı Türkçesinde "mahallîleşme" hareketi başlar. Bu hareket Tanzimata kadar devam eder. Türkçe, yabancı kelimelerle yüklü ağır bir dil olarak varlığını "Türkiye Türkçesi" ne kadar sürdürür. Şikâyetname, Sihâm-ı Kaza Hüsn ü Aşk gibi eserler bu dönem Türkçesinin özelliklerini taşır.
Bat, Türkçesinin III. dönemini "Türkiye Türkçesi" oluşturur. Ömer Seyfettin ve arkadaşlarının konuşma dilinden (İstanbul ağz.) yeni bir yazı dili oluşturmak amacıyla Genç Kalemler dergisinde başlattıkları Yeni Lisan Hareketi bu dönemin başlangıcı kabul edilir. Bu hareketim temsilcileri "Milli bir edebiyat meydana getirmek için önce millî bir dile ihtiyaç vardır." görüşünden hareketle şu ilkeleri benimsemişlerdir:
a. Arapça ve Farsçadan Türkçeye giren dil bilgisi kuralları ve bu kurallarla yapılan bütün tamlamalar kaldırılmalıdır.
b. Dilimize Arapça ve Farsçadan girmiş kelimelerle yapılacak isim ve sıfat tamlamaları, Türkçenin kurallarına göre düzenlenmelidir.
c. Yazı dili ile konuşma dili arasındaki büyük farklılıkları kaldırmak için yazı dili konuşma diline yaklaştırılmalı, İstanbul konuşması yazı dili olmalıdır.
ç. Bu ilkelerden yola çıkarak taklit değil, yeni ve millî bir edebiyat meydana getirilmelidir.
Türkiye Türkçesinin gelişimi içinde bu hareketten sonra en kapsamlı çalışma Dil Devrimi''dir. 1928''de Harf Devrimi''nin yapılması ve 1932''de Türk Dil Kurumu''nun kurulmasıyla Türkçe, çok yönlü ve sistemli bir şekilde ele alınarak sadeleştirilmiş ve olgunlaştınlmıştır.
Kuzey-Doğu Türkçesi ve Batı Türkçesinin çağdaş kollan günümüzde yazı dili olarak kullanılmaktadır. Kuzey-Doğu Türkçesinin çağdaş kollan; Özbek, Kazak, Kırgız, Uygur, Tatar, Başkurt Türkçeleri; Batı Türkçesinin çağdaş kolları ise Azerbaycan, Türkmen, Gagauz ve Türkiye Türkçeleridir.
Türkçe günümüzde; Türkiye, Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Kuzey Kıbrıs Türk *****huriyeti; Doğu Türkistan, Tataristan, Başkurdistan, Çuvaşistan, Altay, Tuva, Hakas, Yakut (Saha), Dağıstan, Kabartay-Balkar, Karaçay-Çerkes, Kırım Özerk *****huriyetleri gibi nüfusunun çoğu Türk olan devletlerin yanında; Bulgaristan, Romanya, Makedonya, Moldova, Almanya, Afganistan, Hollanda gibi ülkelerde ve Batı Trakya, Kuzey Irak, Kuzey İran ve Moğolistan''ın batısında da konuşulmaktadır.
***
Türk dilinin oluşumunu yedi aşamada tamamladığı görüşü yaygındır:
Altay Çağı: Türkçe, Altay çağında, henüz ayrı bir dil niteliğini kazanmamıştır. Moğolca ve öteki akraba dillerle birlikte, bir Ana-Altayca içinde bulunmaktadır.
En Eski Türkçe Çağı: En eski Türkçe çağında, Türkçenin Ana-Altaycadan ayrıldığı düşünülmektedir. Böylece, Türk, Moğol, Mançu-Tunguz hatta Kore ve Japon dilleri ortaya çıkmıştır.
İlk Türkçe Çağı: İlk Türkçe çağındaysa Türkçe artık gelişmiş, diğer akraba dillerden ayrılmış bir dildir. Hunların konuştuğu Türkçe bu çağda kendini göstermiştir.
Eski Türkçe Devresi: Bu devre başlangıçtan 10. yüzyıla kadar olan zamanı kapsamaktadır. Bu devrenin bilinen ilk metinleri 8. asırda dikilmiş olan Orhun Anıtları''dır. Orhun Anıtları''nda Göktürk alfabesi kullanılmıştır. Anıtlarda mükemmel ve işlenmiş bir dille karşılaşıyoruz. Bu ise, Türk yazı dilinin daha eski devirlerde meydana gelmiş olduğunu göstermektedir. Elimizde belgeler bulunmadığı için bu hususta fazla bir şey söyleyemiyoruz.
Eski Türkçeden daha gerisi karanlık devirdir. Burada dilimiz Çuvaşça ve Yakutça ile buluşur. Çok daha geride de Türkçe, mensup olduğu öteki Altay dilleri ile, yani Moğolca ve Mançuca ile birleşir.
En eski yazılı kaynaklarımız olan Orhun Anıtları''nda Bilge Kağan''ın, kardeşi Kül Tigin''le beraber Çinlilere karşı yaptıkları savaşlar ve Türk milletinin bütünlüğünü sağlamak için verdikleri mücadeleler anlatılır. Anıtlarda kuvvetli bir hitabet üslubu dikkati çekmektedir. Orhun Anıtlarının yazarları Vezir Tonyukuk ile Yolluğ Tigin''dir. Eldeki belgelere göre bunlar Türklerin en eski yazarlarıdır.
Eski Türkçe döneminin Göktürk Anıtları''ndan sonraki yazılı ürünleri Uygur Türkçesi eserleridir. Uygur Türkleri Soğd yazısını ve Mani ile Buda dinlerini kabul etmişlerdir. Bu dönemde verilen eserlerin tamamı Mani ve Buda dinleriyle ilgilidir. Büyük bir kısmı Turfan kazılarında ele geçen bu eserlerin başta gelenleri Altun Yaruk ve Sekiz Yükmek''tir. Bu eserlerde Buda''nın hayatı, Buda dininin esasları anlatılmış, bazı dualara yer verilmiştir.
Demek ki, Eski Türkçe Devresi kendi arasında Göktürk Türkçesi ve Uygur Türkçesi olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.
Orta Türkçe Devresi: Bu devre 10. yüzyıldan 13. yüzyıla kadar olan zamanı içine almaktadır. Bütün Türkler bu dönemde Karahanlı Türkçesini kullanmışlardır. Tabii ki bunu yazı dili için söylüyoruz. Bu devrede gerek Türk dilinde gerekse Türk kültüründe önemli değişmeler olmuştur. İslamiyet resmen kabul edilmiş ve alfabe olarak Arap harfleri alınmıştır.
Orta Türkçenin ilk yıllarına ait olan Kutadgu bilig, Divanü Lügat-it Türk ve Atabet-ül Hakayık adlı eserler Ilk İslami Türk eserleri olarak bilinmektedir.
Kutabgu Bilig, Yusuf Has Hacip tarafından 1069 yılında tamamlanmış ve Karahanlı hükümdarı Tabgaç Buğra Han''a sunulmuştur. Eserin adı "Kutlu Olma Bilgisi" şeklinde günümüz Türkcesine aktarılabilir. Kutabgu Bilig, devleti idare edenlerin nasıl davranmaları gerektiğini, halkın ideal bir devlet tarafından nasıl mutlu edilebileceğini, insanların toplum içerisindeki görev ve sorumluluklarının neler olduğunu anlatan dini, ahlaki ve sosyal görüşlerin ağır bastığı manzum bir eserdir ve 6645 beyitten oluşmaktadır. Dil ve kültür tarihi bakımından çok önemli bir kitaptır.
11. yüzyılda yazılmış olan eserlerden birisi de Kaşgarlı Mahmud''un Divanü Lügat-it Türk adlı eseridir. Kaşgarlı Mahmut bu eserini Araplara Türkçe öğretmek amacıyla kaleme almıştır. Aslında bir lügat olan Divanü Lügat-it Türk''te örnek olarak verilen halk şiirleri, atasözleri, deyimler dil ve kültür tarihimiz bakımından son derece önemlidir. Kaşgarlı Mahmut aynı zamanda ilk Türk dili bilginidir. Eserini "Türk dili ile Arap dilinin at başı yürüdükleri bilinsin" diye yazdığını söylemektedir. "Türk dilini öğreniniz, çünkü onların uzun sürecek bir saltanatı olacaktır" hadisini zikreder Kaşgarlı, ilk Türkçü yazarlarımızdandır.
12. yüzyılın başında meydana getirildiği sanılan Atabet-ül Hakayık, Edip Ahmet tarafından yazılmıştır. Öğretici mahiyette dini-ahlakî bir eserdir. Edip Ahmet, dinin faziletlerinden, ilimden, cimrilikten, cömertlikten vb. bahsetmiştir. Eser dörtlükler halinde düzenlenmiştir.
Yeni Türkçe Devresi: Bu devre 13. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar olan zamanı ihtiva etmektedir. 13. yüzyılın sonlarına doğru Doğu ve Batı Türkleri arasında yeni ve birbirinden farklı yazı dilleri meydana gelmeye başlamıştır. Doğu Türkçesi, Eski Türkçenin ve Karahanlı Türkçesinin bir devamı olarak ortaya çıkmıştır. Doğu Türkçesi, Orta Asya müşterek Türkçesi demektir. Batı Türkçesi iki koldan gelişmiştir. Bunlar Osmanlı ve Azeri Türkçeleridir. Bunlar arasındaki fark 15. yüzyılın sonlarında görülmüştür.
Doğu Türkçesinin bir de Kuzey kolu bulunmaktadır. 15. yüzyıla kadar devam etmiş olan bu dile Kıpçak Türkçesi diyoruz. Kıpçak Türkçesi eserlerine Kuzey Afrika''da ve Mısır''da rastlanmaktadır. Daha sonra Kıpçak Türkçesi Oguz Türkçesi ile birleşmiştir.
Eski Türkçenin devamı durumunda olan Doğu Türkçesi, 15. yüzyıldan itibaren Çağatay Türkçesi diye de adlandırılmıştır. Bu yazı dili 15. yüzyılda Ali Şir Nevai tarafından kurulmuş ve geliştirilmiştir. 16. yüzyılda Babür Şah, Çağatay Türkçesinin en önemli temsilcisi olmuştur.Çağatay Türkçesinin yerinde bugün Özbek Türkçesi bulunmaktadır.
Modern Türkçe Devresi: Bu devre 20. yüzyılı kapsamaktadır. 20. yüzyılda önemli yazı dilleri olarak Türkiye Türkçesi , Özbek Türkçesi, Türkmen Türkçesi, Kazak Türkçesi vb. görüyoruz.
BATI TÜRKÇESİNİN GELİŞİMİ
Batı Türkçesi kendi içerisinde üç devreye ayrılır:
1. Eski Anadolu Türkçesi: Batı Türkçesinin ilk devresidir. 13-15. yüzyılları içine alır. Eski Türkçenin özelliklerini taşır. Selçuklular, Anadolu Beylikleri ve ilk Osmanlıların yazı dilidir. Eski Anadolu Türkçesinde henüz Arapça ve Farsça kelime ve tamlamalar fazla değildir.
2. Osmanlı Türkçesi: Batı Türkçesinin ikinci devresidir ve 16. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar olan zamanı kapsar. Bu dönemde Eski Türkçenin izleri kaybolmuştur. Azeri Türkçesi bu dönemde ayrılır. Arapça ve Farsçanın tesiri fazladır. Osmanlı Türkçesi tam beş asır imparatorluğun yazı dili olarak varlığını korumuştur. Batı medeniyetinin getirdiği ihtiyaçları Osmanlıcanın zengin vasıtalarıyla karşılamaya çalışan ve bir hayli başarılı olan bir dil, fakat yine sınıf dili kalıbı içinde ve bu yüzyılın gerektirdiği millet dili olmak imkânından mahrumdur. Osmanlıca bir yana, bu devirler boyunca konuşulan Türkçe sınırlı ölçüde yabancı kelimelerle de genişleyerek gelişmiş ve geleceğin yazı dili olmaya hazırlanmıştır. Dil tarihimizin dikkate değer özelliklerinden biri de şudur ki geçmişin derinliklerinden gelen sözlü halk edebiyatı bizde devam etmiş, halk destan ve hikâyeleri, halk şiiri erkenden az çok yazıya geçmiş ve bunun yanı başında halk için bazı kitaplar da yazılmıştır.
3. Türkiye Türkçesi: İkinci meşrutiyetten başlayıp günümüze kadar devam eden devredir. Millî edebiyat akımının mahsulü sayılan terkipsiz Türkçedir. Arapça ve Farsça kelimeler gittikçe azalmaktadır. Buna karşılık İngilizce kelimeler dilimize süratle girmekte ve yerleşmektedir. Yeni Türkçe Türkiye''de milliyetçilik akımının mahsulü olup Osmanlı yazı dilini konuşma diline yaklaştırmak, daha doğrusu konuşma dilinden yeni bir yazı dili oluşturmak hamlesiyle meydana gelmiştir. Bu yüzyılın başı bütün Türkçe konuşan ulusların ve akrabalarının da kendi lehçelerine dönerek yeni yazı dilleri oluşturma çabalarına tanık olmuştur.
Bizde ilk Türkçülerle başlayan sadeleşme hareketi kısa zamanda gündelik ve edebiyat yazı dillerini aydınların konuşması ölçüsünde sadeleştirdi. Sonra yeni alfabenin uygulanması ve Atatürk''ün teşvikleri daha derinden bir millîleşme hareketine yol açtı. Burada Yeni Türkçe bilgin ve teknik dillerini de kendi yapısından karşılamak ve yaratmak meselesi ile karşılaştı ve o yolda da cesaretli adımlar attı.
Dilimiz bağımsız bir medeniyet dili olmak davasında ve hızlı bir gelişme çağındadır. Ancak bu arada millî kaynakların yer yer akılsızca kötüye kullanılması millî dile güven duygusunu sarsmakta ve Batı dillerinin daha geniş ölçüde istilasına yol açmaktadır. Yeni Türkçe inançlı, ciddi ve uzun süreli çalışmalara muhtaçtır.
Baskokov, Türk dilini, Volga Bulgarlarının konuştuğu Türkçeden başlayarak, aşağıdaki gibi dallandırmaktadır:
TÜRK DİLİNİN DOĞU HUN DALI
UYGUR ÖBEĞİ
KIRGIZ-KIPÇAK ÖBEĞİ
1. Uygur-Tukyu bölümü:
Eskiler: Orhon Anıtlarının
Eski Oğuz Dil
Eski Uygur Dili
Bugünküler: Tuva (Urenhay, Soyot, Soyon),
Karagas (Tofa)
Bugünküler: Kırgız, Altay (Altay, Teleüt, Telengit ağızları)
2. Yakut bölümü:
Bugünküler: Yakut(Dolgan ile birlikte)
3. Hakas bölümü:Bugünküler: Hakas, Kamas, Küerik, Şor, Altay Dilinin Kuzey ağızları (Tuba, Şalkandu, kumandı), Sarı Uygur.
TÜRKÇENİN BUGÜNKÜ DURUMU VE YAYILMA ALANLARI
Türkler dünya üzeride çok geniş bir yer kaplar. Doğuda Moğolistan ve Çin içlerinde batıda Yugoslavya içlerine; kuzeyde Sibirya''dan ve Moskova yakınlarındaki Kazan şehrinden , güneyde Bağdat, Lübnan sınırı ve Kıbrıs içlerine kadar uzanan büyük ve geniş çoğrafyaya yayılmışlardır. 20-90 doğu boylamları ile 33-65 kuzey enlemleri arasında yer alan bu coğrafya, kuş uçuşu,doğudan batıya yedi bin, kuzeyden güneye üç bin kilometrelik bir alanı içine alır. Bu alandaki şu devletler içerisinde Türkler yaşamakta ve Türkçe konuşulup yazılmaktadır: Çin, Moğolistan, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan, Türkmenistan, Azarbeycan, Afganistan, İran, Irak, Suriye, Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk *****huriyeti, Yunanistan, Bulgaristan, Yugoslavya, Makedonya, Romanya, Polonya, Ukrayna, Moldovya.
Bütün bu geniş coğrafya içerisinde Türkçemizin pek çok lehçe ve şivesi bulunmaktadır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:
Türk dilinin lehçeleri:
1. Çuvaşça
2. Yakutça
Türk dilinin şiveleri:
a. Sibirya ve Altay sahası:
1. Karagas
2. Soyan
3. İrtiş ve Tobol
4. Altay
5. Telengit
6. Teleüt
7. Tuba
8. Kumandı
9. Llebed
10. Sagay
11. Beltir
12. Kaç
13. Koybal
14. Kızıl
15. Şor
16. Kamasin
17. Çalım ve Çat
b. Doğu Türkistan sahası:
18. Uygur
19. Sarı Uygur
20. Tarançi
c. Batı Türkistan sahası:
21. Karakalpak
22. Özbek
23. Kırgız
24. Kazak
25. Türkmen
d. Kafkas ve İran sahası:
26. Nogay
27. Kundur
28. Karaçay
29. Balkar
30. Kumuk
31. Azeri
32. Kaşkay
33. Afşar
34. Kacar
35. Şahseven
36. Karadağlı
37. Hamse
38. Halaç
39. Kengerlu
40. Horasani
41. Karayi
42. Karaçorlu
43. Karapapak
e. Kuzey ve Batı sahası (Urallardan Balkanlar ve Akdeniz''e):
44. Kazan, Tatar
45. Atrahan
46. Başuırt
47. Kırım
48. Karayim
49. Gagavuz
50. Türkiye, Oğuz
KAYNAK.www.turkceciler.com/17.08.2010
Tarihten Geleceğe Türk Dili
Yazan: admin
Kategori Edebiyat
Türk dilinin en eski izleri Sümer kaynaklarındaki Türkçe sözlerdir. M.Ö. 3100-M.Ö. 1800 yılları arasına ait Sümerce metinlerde 300′den fazla Türkçe söz yer almaktadır. Sümerce ile Türkçedeki ortak sözler ya ortak kökenden gelmektedir ya da alış veriş sonucu ortaya çıkmıştır. Hangi ihtimal doğru olursa olsun Türkçenin ilk verileri M.Ö. 2000-3000 arasına çıkmakta, yani bundan 4-5000 yıl geriye gitmektedir. Ortak sözler Türklerle Sümerlerin komşu olduklarını da gösterir. Türklerin hiç olmazsa bir bölümü M.Ö. 2000-3000 yılları arasında, belki de daha önce Ön Asya’da yaşamış olmalıdır.
M.Ö. 7.-3. yüzyıllar arasında Karadeniz’le Hazar’ın kuzeyinde ve Kuzeydoğusunda yaşayan Sakaların önemli bir bölüğü ve yöneticileri de büyük ihtimalle Türk''''tü. M.Ö. 6. yüzyılda yaşamış olan Sakaların kadın hükümdarının adı Yunan kaynaklarında Tomiris olarak geçer. Bu kelime Türkçe Temir (demir) olsa gerektir.
Dîvânü Lûgati’t-Türk’te anlatıldığına göre İskender’in Türkistan seferi sırasında (M.Ö. 330′lar) Türklerin bir kısmı, hükümdarları Şu yönetiminde Hocent civarında, yani Seyhun’un yukarı havzalarında idiler. İskender’in gelişiyle Şu ve idaresindeki Türkler Altaylara çekildiler; Oğuzlar ise Hocent civarında kaldılar.
Çin kaynaklarındaki ilk bilgilere göre Türkler Çin’in kuzeyindeki bozkırlarda yaşıyorlardı. M.Ö. 220′lerde ortaya çıkan Tuman (Teoman) Yabgu ve M.Ö. 209′da hükümdar olan oğlu Motun (Mete) Yabgu, Hunların büyük hükümdarları idiler ve merkezleri bugünkü Moğolistanda bulunan Orhun vadisinde idi. Hunlardan sonra da Topalar, Avarlar, Göktürkler, Uygurlar dönemlerinde, M.S. 840′a kadar Türklerin merkezi Orhun vadisinde olmuştur. M.Ö. 220 – M.S. 840 arasındaki 1000 küsur yıllık dönemde Türkler kudretli zamanlarında Okyanus kıyılarından Hazar’a, hatta bazen Karadeniz’in kuzeyine kadar uzanan topraklara hükmediyorlardı. Türklerden bir bölüğü M.S. 370′lerde İdil’i geçmiş ve Kafkaslarla Karadeniz’in kuzeyine ulaşmıştı. Batı Hunları, Bulgarlar, Avarlar, Peçenekler ve Kıpçaklar 370′ten başlayarak yüzyıllar boyunca Doğu Avrupa ve Balkanları yönetimleri altında bulundurmuşlardır.
Asya ve Avrupa Hunlarına ait herhangi bir Türkçe metin elimizde bulunmamaktadır. Ancak Çin ve Bizans kaynaklarına geçen bazı özel adlar ve kelimeler onlara ait Türkçe veriler olarak kabul edilmektedir. Çin kaynaklarında geçen tehri, kut, yabgu, ordu, temir gibi sözlerin Çinceleşmiş biçimleri, milât yıllarına ait Türkçe verilerdir. Attilâ’nın babasının adı olan Muncuk (Boncuk) ve oğullarının adları Dehizik, İrnek, İlek Türkçeyle açıklanabilmektedir. 6.-9. yüzyıllardaki Tuna Bulgarlarından yıl ve ay adları ile birkaç kelimelik bazı küçük metinler kalmıştır. Yıllar hayvan adlarıyla adlandırıldığı için yıl adları aynı zamanda çeşitli hayvanların adlarını gösteriyordu. Aylar sıra sayılarıyla ifade edildiği için Bulgar Türkçesindeki sayıların adlarını da böylece öğrenmiş oluyorduk.
Moğolistan’da bulunmuş olan 6 satırlık Çoyr yazıtı tarihi bilinen en eski metindir. İlteriş Kağan’a katılan bir askeri anlatan metin 687-692 arasında yazılmış olmalıdır. Orhun anıtları olarak bilinen İşbara Tamgan Tarkan (Ongin), Köl İç Çor (İhe-Huşotu), Tonyukuk, Köl Tigin, Bilge Kağan anıtları 719-735 yılları arasında yazılmışlardır. Uygurların ikinci kağanı Moyun Çor Kağan’a ait Taryat, Tes ve Şine-Usu anıtları 753-760 arasında dikilmiştir. Moğolistan’da, Yenisey vadisinde, Kazakistan’da, Talas’ta (Kırgızistan), Kuzey Kafkasya’da, İdil-Ural bölgesinde, Bulgaristan, Romanya, Macaristan ve Polonya’da Göktürk harfleriyle yazılmış daha yüzlerce yazıt bulunmuştur. Bu küçük yazıtların 7.-10. yüzyıllar arasında yazıldığı tahmin edilmektedir. Demek ki bu yüzyıllarda Doğu Avrupa ve Balkanlardan, hatta Macaristan’dan Güney Sibirya’ya ve Moğolistan içlerine kadar uzanan sahada Türkçe, Göktürk harfleriyle yazılan bir yazılı dil olarak kullanılmaktaydı.
9. yüzyıldan itibaren Türkçenin yazılı ürünlerini daha güneyde, Tarım havzasında da görmeye başlıyoruz. 840′ta Tarım havzasında ve Gansu bölgesinde devletler kuran Uygurlar; Göktürk, Uygur, Soğdak ve Brahmi alfabeleriyle kâğıt üzerine yüzlerce eser yazdılar, yüzlerce belge bıraktılar. Hatta bunların bir kısmı yazma değil, basma eserlerdi. Uygur yazılı eserleri, Gansu bölgesinde 17. yüzyıla kadar devam etmiştir.
11. yüzyılda Kâşgar ve Balasagun çevresi de bir Türk kültür çevresi olarak ortaya çıkar. 1069 tarihli Kutadgu Bilig Balasagun’da yazılmaya başlanmış, Kâşgar’da Karahanlı hükümdarına sunulmuştur. 1070′lerde Bağdat’ta kaleme alınan Dîvânü Lûgati’t-Türk de aslında Kâşgar muhitinin eseridir. Türkler 10. yüzyılda Müslüman oldukları hâlde 11. yüzyılda Arap yazısı henüz Türklerin yazısı hâline gelmemişti. Kâşgarlı Mahmud 1070′lerde Türk yazısının Uygur yazısı olduğunu kesin şekilde kaydeder.
Kâşgarlı Mahmud Türklerin 20 boy olduğunu yazar ve onları batıdan doğuya doğru şöyle sıralar: 1. Beçenek, 2. Kıfçak, 3. Oğuz, 4. Yemek, 5. Başgırt, 6. Basmıl, 7. Kay, 8. Yabaku, 9.Tatar, 10. Kırkız, 11. Çigil, 12. Tohsı, 13. Yağma, 14. Uğrak, 15. Çaruk, 16. Çomul, 17. Uygur, 18. Tangut, 19. Hıtay. Listedeki Hıtay’ı Kâşgarlı’nın ifadesiyle “Çin ülkesi” olarak ayırmak gerekir. Bu sıralamadan az sonra Kâşgarlı Beçeneklerle Kıfçaklar arasına Suvarlarla Bulgarları yerleştirir. Kâşgarlı’nın iki dilli oldukları için dillerini bozuk saydığı Soğdak, Kençek, Argu ve Tangutlardan Arguları da Türk boyları arasında saymalıyız. Demek ki 11. yüzyılda Balkanlardaki Bizans sınırından Çin ve Moğalistan içlerine kadar Türkçe konuşuluyordu.
13. yüzyılda Türk yazı dilinin merkezîleştiği bölge Aral’ın güneyindeki Harezm bölgesidir. 13.-14. yüzyıllarda Altınordu’nun merkezi olan Hazar’ın kuzey kıyısındaki Saray’dan hatta daha batıdaki Kırım’dan Tarım havzasının doğusundaki Gansu’ya kadar Türk yazı dili kesintisiz olarak kullanılıyordu. Tarım havzasıyla Gansu’da kullanılan dile Türkoloji literatüründe Uygur Türkçesi, Altınordu ve Türkistan sahasında kullanılan dile ise Harezm Türkçesi denmektedir. Ancak ikisi arasında ses ve gramer yönünden hemen hemen hiç fark yoktur. Yazıları ise farklıdır. Birincisi Uygur, ikincisi Arap yazısını kullanır.
13. ve 14. yüzyıllarda Türk yazı dili, bu ana sahadan başka üç coğrafyada daha kullanılıyordu. Bunlardan biri Yukarı İdil (bugünkü Tataristan) sahasıdır. Burada bulunan mezar kitabelerinin dili İdil Bulgarcası idi. İkincisi Mısır ve kısmen Suriye idi. Buradaki yazı dili Harezm Türkçesine çok yakındı ve Kıpçak Türkçesi adını taşıyordu. Üçüncü saha Azerbaycan ve Anadolu sahasıydı. 13. yüzyılda bu alanda Oğuz ağzına dayanan yeni bir yazı dili doğmuştu. Bu yazı dili Balkanlara doğru sahasını genişleterek kesintisiz şekilde bugüne dek sürmüştür. Sadece mezar kitabelerinde gördüğümüz İdil Bulgarcası 14. asırdan sonra yerini Kıpçakçaya bırakır. Mısır ve Suriye’de ise 15. yüzyıldan sonra Kıpçak Türkçesi kullanılmaz olur.
Karadeniz, Kafkaslar, Hazar denizi ve İran, Kuzey-Doğu Türkçesi ile Batı Türkçesini ayıran tabiî sınırlardır. 11. yüzyıldan itibaren Oğuzlar İran’ı aşarak Azerbaycan ve Anadolu’ya gelmişler ve Batı Türklüğünü oluşturmuşlardır. Batı Türklüğü 14. yüzyılda Balkanlara taşmış, daha sonra Macaristan sınırına dayanmıştır. Bugünkü Irak ve Suriye’nin kuzey bölgeleri de Batı Türklerinin 11. yüzyıldan itibaren yerleştikleri yerlerdi ve buralardaki nüfus Anadolu Türklüğünün tabiî uzantısıydı. Öte yandan Kuzey Afrika ve Arap ülkelerine de önemli miktarda Osmanlı Türkü yerleşmişti. Bütün bu sahalarda Batı Türkçesi ortak bir yazı dili olarak kullanılmıştır. 13. ve 14. yüzyıllarda Anadolu ve Azerbaycan’da yazılan eserleri, yazı dili olarak birbirinden ayırmak kolay değildir. Bu asırlarda yazı dili henüz standartlaşmamıştır; esasen Azerbaycan, Anadolu ve Balkanlarda henüz siyasî birlik de yoktur; bölgede çeşitli Türk beylik ve devletleri hüküm sürmektedir. 15. yüzyılda Osmanlılar güçlenerek birliği kurmaya yönelirler ve yeni oluşmaya başlayan İstanbul ağzı esasında Osmanlı Türkçesi standart hâle gelir. 16. yüzyılda Doğu ve Güney-Doğu Anadolu ile birlikte Suriye ve Irak da Osmanlı topraklarına dahil olur; böylece bu bölgeler de Osmanlı Türkçesi alanı içine girerler. Kuzey ve Güney Azerbaycan, İran’la birlikte bir başka Türk devletinin, Safevîlerin yönetiminde kalır. Ancak yine de 16. asırda Azerbaycan ve Osmanlı yazı dillerinin kesin şekilde ayrıldığını söylemek doğru değildir. Hatayî ve Fuzulî her iki çevrenin de şairidir. 17. yüzyıldan sonra iki yazı dilinin ayrıldığını söylemek mümkündür; ancak aralarındaki fark yok denecek kadar azdır.
Kuzey ve doğu Türklerinde Harezm Türkçesinin devamı niteliğindeki Çağatay Türkçesi tek ve ortak yazı dili olarak 15. yüzyıldan 20. yüzyıl başlarına kadar sürdü. Bunun bir tek istisnası vardı: Kırım Hanlığı. Osmanlı idaresinde bulunduğu için Kırım Hanlığında kullanılan yazı dili Osmanlı Türkçesi idi.
13. yüzyıldan itibaren iki ayrı yazı dili hâlinde gelişen Doğu ve Batı Türkçeleri sürekli olarak birbirleriyle temasta olmuşlardır. Çağatay sahası eserleri, özellikle Nevayî Osmanlı ve Azerbaycan Türklerince hep okunmuştur. Buna karşılık Osmanlı eserleri de özellikle İdil-Ural bölgesinde sürekli okunmuştur. Osmanlı ve Azerbaycan sahasında Nevayî’ye Çağatayca olarak nazireler yazılmış ve bu 19. yüzyıla kadar sürmüştür.
1552′de Kazan’ın düşmesiyle başlayan Rus yayılması 1885′te Batı Türkistan’ın işgaliyle tamamlanmıştır. Doğu Türkistan 1760′larda Çin işgaline uğramıştı. 19. yüzyılın sonuna gelindiğinde bağımsız olan Türkler sadece Osmanlı Türkleriydi.
19. yüzyılın ortalarında Türk yazı dilleri için yeni bir süreç başlar. Kazan Üniversitesinde hocalık yapan müsteşrik ve papaz İlminski, her Türk boyunun konuşma dilinin ayrı bir yazı dili hâline gelmesi gerektiği görüşünü ortaya koyar ve bunun için çalışmaya başlar. Özellikle Tatar aydınlarıyla Kazan’da okuyan Kazak aydınları üzerinde etkili olur. Bu iki Türk boyunun bazı yazar ve şairleri, ortak olan Çağatay yazı dili yerine kendi konuşma dillerini yazı dili hâline getirmeye çalışırlar. Yüzyılın sonlarına doğru Tatar ve Kazak yazı dillerinin ilk eserleri verilmeye başlar. İlminski’ye karşılık Gaspıralı İsmail, 1884′te Bahçesaray’da (Kırım) çıkarmaya başladığı Tercüman gazetesi ve Türk dünyasının her tarafında açtırdığı usûl-i cedit okulları vasıtasıyla ortak yazı dilini savunur; bütün Türk dünyasının sadeleştirilmiş İstanbul Türkçesinde birleştirilmesini ister. Rusya’da Meşrutiyetin ilân edildiği 1905 yılından itibaren Kırım, İdil-Ural, Azerbaycan ve Türkistan bölgelerinde Türk yazı dili konusu sıkı bir şekilde tartışılır. Gaspıralı İsmail’in tesirinde kalan Türk aydınları yazı dilinde birlik fikrini savunurlar ve buna uygun eserler verirler. İlminski’nin fikirleri ise başka müsteşrikler ve Çarlık memurları tarafından yayılmaya çalışılır. İlminski gibi bir papaz ve müsteşrik olan Nikolay Ostroumov 1870′ten 1918′e kadar Türkistan Vilâyetinin Gazeti’ni çıkararak bu gazete vasıtasıyla İrancalaşmış Özbek ağızlarını yazı dili hâline getirmeye çalışır. 1888-1902 arasında çıkarılan Dala Vilâyeti gazetesi Kazakçayı, 1905-1908 arasında çıkarılan Mecmûa-yı Mâverâyı Bahr-ı Hazar Türkmenceyi yazı dili yapmaya uğraşır. Her üç gazete de Çar idaresince çıkarılmaktadır. Yüzyılın başındaki bu tartışma ve uygulamalar kaynaklara ulaşmanın zorluğu yüzünden bugüne kadar ciddî şekilde araştırılmış değildir. Ancak 1917′deki Bolşevik ihtilâlinden sonra serbest tartışma ortamı yok edilmiş, İlminski ve Ostroumov’un fikirleri zorla uygulanarak her Türk boyunun konuşma dili ayrı yazı dili hâline getirilmiştir. Bu süreç Sovyetler Birliği’nde 1930′larda tamamlanmıştır. Çin idaresindeki Doğu Türkistan’da ise Uygurca, Çağatay yazı dilinin devamı olarak sürerken 1949′daki komünist idareden sonra mahallîleştirilmiştir. Alfabe değişiklikleriyle bu süreç hızlandırılmış, her Türk yazı dili için ayrı alfabeler oluşturularak farklılık artırılmaya çalışılmıştır. Bütün bu çalışmalar sonunda bugün 20 Türk yazı dili ortaya çıkmış bulunmaktadır: 1) Türkiye Türkçesi, 2) Gagavuz Türkçesi, 3) Azerbaycan Türkçesi, 4) Türkmen Türkçesi, 5) Kırım Tatar Türkçesi, 6) Karaçay-Malkar Türkçesi, 7) Nogay Türkçesi, Kumuk Türkçesi, 9) Kazan Tatar Türkçesi, 10) Başkurt Türkçesi, 11) Kazak Türkçesi, 12) Karakalpak Türkçesi, 13) Kırgız Türkçesi, 14) Özbek Türkçesi, 15) Uygur Türkçesi, 16) Altay Türkçesi, 17) Hakas Türkçesi, 18) Tuva Türkçesi, 19) Saha (Yakut) Türkçesi, 20) Çuvaş Türkçesi. Rusya bugün dahi yeni yazı dilleri oluşturma fikrini bırakmış değildir. Tataristan *****huriyeti dışında kalan Batı Sibirya Tatarları ile Güney Sibirya’daki Şorların ağızları bazı fonlar ve yardımlar yoluyla yazı dili hâline getirilmeye çalışılmaktadır.
Türk dünyasında 1990′dan beri yeni bir süreç başlamıştır. Beş Türk *****huriyeti bağımsız olmuş, diğerleri de daha serbest hareket edebilme imkânlarına kavuşmuştur. Şimdi artık kendi kültür politikalarını kendileri tayin edecek duruma gelmişlerdir. Nitekim bunun etkisi de kısa zamanda görülmeye başlanmıştır. 1991 Aralığında Azerbaycan, 1993 Nisanında Türkmenistan, 1993 Eylülünde Özbekistan, 1994 Şubatında Karakalpakistan Lâtin alfabesine geçme kararı almışlardır. Bu ülkelerde yeni alfabeye geçiş kademeli olarak uygulamaya konmuştur. Öte yandan Kırım Türkleri ile Gagavuzlar da Lâtin alfabesine geçerek bazı süreli yayınlarını yeni alfabeyle basmaya başlamışlardır.
“Dil dışı şartlar” dediğimiz siyasî, iktisadî ve kültürel ilişkiler de Türk yazı dilleri arasında yeni etkileşim ve oluşumlara yol açmaya başlamıştır. Türkiye’de Türk *****huriyetlerinin edebiyatlarına ait bazı parçalar lise edebiyat kitaplarına konmuştur. Türk Ocakları, Kültür Bakanlığı, TÖMER gibi kuruluşlarca Türk lehçelerini öğreten kurslar açılmıştır. Nihayet dört üniversitede (Ankara, Gazi, Muğla, Atatürk) Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları bölümleri açılmıştır. Pek çok Türkiyeli genç Türk *****huriyetlerinde öğrenim görmektedir. Sayıları az da olsa sosyal bilim dallarındaki bazı genç araştırıcılar Türk toplulukları arasında araştırmalar yapmaya başlamışlardır. Avrasya televizyonunun bazı genç yapımcıları da Türk dünyasına sık sık giderek yeni yapımlara imzalarını atmaktadırlar. Siyasî, iktisadî, ilmî ve kültürel heyetler de sık sık bu dünyaya yolculuk etmektedir. Türk *****huriyet ve topluluklarında uzun süreli kalan iş adamları ve görevliler de az değildir. Bütün bu teşebbüs ve ilişkiler Türk lehçelerinin Türkiyeli aydınlar ve gençler tarafından öğrenilmesine yol açmaktadır.
Türkiye Türkçesinin diğer Türklerce öğrenilmesi ise çok daha büyük ölçülerde karşımıza çıkmaktadır. Türkiye’de öğrenim görerek bizim lehçemizi öğrenen öğrencilerin sayısı 10.000′i geçmiştir. İktisadî, kültürel veya ilmî sebeplerle Türkiye’ye gelip kısa veya uzun süreli ülkemizde kalan ve Türkiye Türkçesiyle bizlerle anlaşabilen pek çok insan vardır. Öte yandan Türk *****huriyet ve topluluklarında pek çok okul açılmıştır ve bu okullarda on binlerce öğrenci okumakta, Türkiye Türkçesini öğrenmektedir. Doğrudan doğruya Türk televizyonlarını izleyebilen Azerbaycan veya Avrasya yayınlarına bakan Türkistan *****huriyetleri bu kanalla da Türkiye Türkçesine aşina olmaktadır.
Bütün bu temas ve faaliyetlerin sonuçlarını önümüzdeki yıllarda görebiliriz. Türk televizyonlarını izleyen Azerbaycanlı çocuklar daha şimdiden Türkiye Türkçesindeki farklı kelimeleri tanımaya ve hatta kullanmaya başlamışlardır. Samaylot yerine uçak kelimesi pek çok Türk topluluğuna ulaşmıştır. Türkiye Türkleri de artık orun (yer), kıyın (zor), çalar (nüans), kayıtmak (geri dönmek), aylanmak (çevresinde dönmek), uçraşmak (karşılaşmak), tapmak (bulmak) gibi kelimeleri tanımaya başlamalıdırlar.
Eski Sovyetler dışındaki Türk dünyası ile ilişkilerimiz de artmıştır. Batı Trakya, Bulgaristan, Makedonya, Yugoslavya, Romanya gibi Balkan ülkelerinde yaşayan Türklerle artık daha sık temas hâlindeyiz. Balkanlardan gelen pek çok Türk genci de Türk üniversitelerinde okumaktadırlar. Bu ülkelerin çoğunda ilk ve orta dereceli okullarda Türkçe öğretim yapılmakta, Türkçe gazete ve dergiler çıkarılmaktadır. Hemen hemen hepsinden Türk televizyonları izlenmektedir. İran’da da Azerbaycan Türkçesiyle (Arap harfleriyle) dergi ve kitaplar yayımlanmakta, belirli saatlere mahsus olarak radyo ve televizyon yayınları yapılmaktadır. İran’da artık Türkçe eğitim talepleri başlamıştır. Irak’ta, 36. paralelin kuzeyinde birkaç yıldan beridir Türkçe öğretim yapılmaya başlanmıştır; Türkçe gazete ve televizyon yayınları yapılmaktadır.
Türk dili yarın nasıl olacaktır? Yukarıda sayılan gelişmeler elbette Türk dilinin yarınını büyük ölçüde belirleyecektir. 20 yıl sonra Türkiye Türkçesi, Türk dünyasındaki pek çok aydın tarafından bilinen ve Türkler arası plâtformlarda kullanılan bir iletişim dili olacaktır. Bu süre içinde Birleşmiş Milletlerce kabul edilmiş olması da muhtemeldir. Türk dünyasının bazı genç aydınları az da olsa makale, şiir, hikâye ve kitaplarını Türkiye Türkçesiyle yazmaya başlayacaklardır. Onların, bizim yazı dilimizle yazdıkları eserlerde kendi lehçelerine ait bazı kelimeler, hatta fonetik ve morfolojik özellikler bulunabilecektir. Böylece bizler de o lehçelerden küçük tatlar almaya başlayacağız. Şüphesiz Türkiye Türklerinden yetişmiş bazı şair ve yazarlar da eserlerine Türk lehçelerinden kelimeler ve bazı özellikler serpiştireceklerdir. Bu hem Türkiye Türkçesinin kendi kaynaklarından beslenerek zenginleşmesine, hem de yeni tatlarla çeşitlenmesine yol açacaktır. Böylece 4000 yıl önce Sümer kaynaklarında görülen agar (ağır), di- (demek), dingir (tenri-tanrı), dug- (dökmek), men (ben), zae (sen), zag (sağ), gişig (eşik-kapı) gibi kelimeler önümüzdeki bin yıllarda sonsuzluğa doğru yollarına devam edeceklerdir.
Prof. Dr. Ahmet B. ERCİLASUN
Kaynak:www.gramerimiz.com/24.10.2009
SAYI-GÜN İLİŞKİSİ
KIŞ
Ocak:Türkçe ateş yakılan yer, ataşlık,
ocakların yakıldığı dönem.
BİRİNCİGÜN (Pz.) 31 3 10 17 24
İKİNCİGÜN (Pt.) 4 11 18 25
ÜÇÜNCÜ GÜN S.) 5 12 19 26
DÖRDÜNCÜGÜN (Ç.) 6 13 20 27
BEŞİNCİGÜN (P.) 7 14 21 28
ALTINCIGÜN (C.) 1 8 15 22 29
YEDİNCİGÜN (Ct.) 2 9 16 23 30
SONKIŞ
Şubat:Süryanice,Şobat.Anadolu
Türkçesinde Küçük ay.
BİRİNCİGÜN (Pz.) 7 14 21 28
İKİNCİGÜN (Pt.) 1 8 15 22
ÜÇÜNCÜ GÜN (S.) 2 9 16 23
DÖRDÜNCÜGÜN(Ç.) 3 10 17 24
BEŞİNCİGÜN (P.) 4 11 18 24
ALTINCIGÜN (C.) 5 12 19 26
YEDİNCİGÜN (Ct.) 6 13 20 27
İLKDİR
Mart:Latince,Martius yürümek,
ivlenmek,bitkilerin sürgün verdiği dönem.
BİRİNCİGÜN (Pz.) 7 14 21 28
İKİNCİGÜN (Pt.) 1 8 15 22 29
ÜÇÜNCÜ GÜN (S.) 2 9 16 23 30
DÖRDÜNCÜGÜN(Ç.) 3 10 17 24 31
BEŞİNCİGÜN (P.) 4 11 18 24
ALTINCIGÜN (C.) 5 12 19 26
YEDİNCİGÜN (Ct.) 6 13 20 27
DİR
Nisan:Süryanice,Nisannus bolluk verimlilik.
Anadolu Türkçesinde kırçan ayı.
BİRİNCİGÜN (Pz.) 4 11 18 25
İKİNCİGÜN (Pt.) 5 12 19 26
ÜÇÜNCÜ GÜN (S.) 6 13 20 27
DÖRDÜNCÜGÜN(Ç.) 7 14 21 28
BEŞİNCİGÜN (P.) 1 8 15 22 29
ALTINCIGÜN (C.) 2 9 16 23 30
YEDİNCİGÜN (Ct.) 3 10 17 24
İLKKIŞ
Aralık:Türkçe,İki nesne arasındaki açıklık.
BİRİNCİGÜN (Pz.) 5 12 19 26
İKİNCİGÜN (Pt.) 6 13 20 27
ÜÇÜNCÜ GÜN (S.) 7 14 21 28
DÖRDÜNCÜGÜN(Ç.) 1 8 15 22 29
BEŞİNCİGÜN (P.) 2 9 16 23 30
ALTINCIGÜN (C.) 3 10 17 24 31
YEDİNCİGÜN (Ct.) 4 11 18 25
KIŞ DÖNENCESİ
Dirik(Canlı) varlıkların,
soğuktan kaçıştıkları
kışlanıp korundukarı
dönem
DİR DÖNENCESİ
Dirik varlıkların,
ılınan doğada dirilip
bitiklendikleri,
fışkırdıkları dönem.
SONDİR
MAYIS:Latince,Maius gençlik, dirinç dönemi.
BİRİNCİGÜN (Pz.) 30 2 9 16 23
İKİNCİGÜN (Pt.) 31 3 10 17 24
ÜÇÜNCÜ GÜN (S.) 4 11 18 25
DÖRDÜNCÜGÜN(Ç.) 5 12 19 26
BEŞİNCİGÜN (P.) 6 13 20 27
ALTINCIGÜN (C.) 7 14 21 28
YEDİNCİGÜN (Ct.) 1 8 15 22 29
SONGÜZ
Kasım:Arapça,Ayıran,bölen,kesen(gündüz
ve gecenin eşitlendiği günü içeren dönem).
BİRİNCİGÜN (Pz.) 7 14 21 28
İKİNCİGÜN (Pt.) 1 8 15 22 29
ÜÇÜNCÜ GÜN S.) 2 9 16 23 30
DÖRDÜNCÜGÜN (Ç.) 3 10 17 24
BEŞİNCİGÜN (P.) 4 11 18 25
ALTINCIGÜN (C.) 5 12 19 26
YEDİNCİGÜN (Ct.) 6 13 20 27
GÜZ DÖNENCESİ
Yeryüzünde ısının azalıp,
gölge, kuytu, dulda, kuz
yerlerin çoğaldığı dönem.
Kuz''''''''dan güz.
YAZ DÖNENCESİ
Yeryüzünde ısının yayılıp
çoğaldığı dönem.
Yay ıs''''''''tan Yaz.
İLKYAZ
Haziran:Süryanice,Haziran Sıcakların
çoğaldığı,ekinlerin olgunlaştığı dönem.
BİRİNCİGÜN (Pz.) 6 13 20 27
İKİNCİGÜN (Pt.) 7 14 21 28
ÜÇÜNCÜ GÜN S.) 1 8 15 22 29
DÖRDÜNCÜGÜN (Ç.) 2 9 16 23 30
BEŞİNCİGÜN (P.) 3 10 17 24
ALTINCIGÜN (C.) 4 11 18 25
YEDİNCİGÜN (Ct.) 5 12 19 26
GÜZ
Ekim:Türkçe,Tarlaların ekildiği dönem.
BİRİNCİGÜN (Pz.) 31 3 10 17 24
İKİNCİGÜN (Pt.) 4 11 18 25
ÜÇÜNCÜ GÜN S.) 5 12 19 26
DÖRDÜNCÜGÜN (Ç.) 6 13 20 27
BEŞİNCİGÜN (P.) 7 14 2 28
ALTINCIGÜN (C.) 1 8 15 22 29
YEDİNCİGÜN (Ct.) 2 9 16 23 30
İLKGÜZ
Eylül:Süryanice,Aylül Mezopotamya
dillerinde yedinci ay, Anadolu
Türkçesinde Üzüm ayı.
BİRİNCİGÜN (Pz.) 5 12 19 26
İKİNCİGÜN (Pt.) 6 13 20 27
ÜÇÜNCÜ GÜN S.) 7 14 21 28
DÖRDÜNCÜGÜN (Ç.) 1 8 15 22 29
BEŞİNCİGÜN (P.) 2 9 16 23 30
ALTINCIGÜN (C.) 3 10 17 24
YEDİNCİGÜN (Ct.) 4 11 18 25
SONYAZ
Ağustos:Latince,Roma İmparatoru
Augustus'''''''' un adından.
BİRİNCİGÜN (Pz.) 1 8 15 22 29
İKİNCİGÜN (Pt.) 2 9 16 23 30
ÜÇÜNCÜ GÜN S.) 3 10 17 24 31
DÖRDÜNCÜGÜN (Ç.) 4 11 18 25
BEŞİNCİGÜN (P.) 5 12 19 26
ALTINCIGÜN (C.) 6 13 20 27
YEDİNCİGÜN (Ct.) 7 14 21 28
YAZ
Temmuz:SümerceDummuzzi,bereket
tanrısının adı. Anadolu Türkçesinde Orak ayı.
BİRİNCİGÜN (Pz.) 4 11 18 25
İKİNCİGÜN (Pt.) 5 12 19 26
ÜÇÜNCÜ GÜN S.) 6 13 20 27
DÖRDÜNCÜGÜN (Ç.) 7 14 21 28
BEŞİNCİGÜN (P.) 1 8 15 22 29
ALTINCIGÜN (C.) 2 9 16 23 30
YEDİNCİGÜN (Ct.) 3 10 17 24 31
Kaynak:www.turkdili.gen.tr/18.12.2008
TÜRKLÜKBİLİM (TÜRKOLOJİ)
Türkoloji, (=Osm. Türkiyat, Fr. Turcologie, Alm. Turkologie, İng. Turkology; Türklükbilim, Türklük Bilgisi), Türklerin tarihini, dilini, edebiyatını, etnografyasını inceleyen bilim dalıdır.
Türkolojinin ilk eseri, Karahanlı çağında yazılmış olan dil, edebiyat, etnografya konularında verdiği bilgilerle büyük bir araştırma ürünü olan Divanü Lügati’t-Türk’tür. ilk Türkolog da bu sözlüğü düzenleyen Kaşgarlı Mahmud sayılmaktadır.
Türkolojinin tarihi, Türklerin Avrupalılarla ilk temasına kadar uzanır. Avrupalılar, Hunların Avrupaya ayak basmasıyla bu yeni tanıdıkları halkın dilini, kültürünü öğrenmek amacıyla IV. Yüzyıldan itibaren bu alanda çalışmalar yapmışlardır. Özellikle Osmanlılar zamanındaki savaşlarda esir düşen askerler Türk dili ile ilgili ilk eserleri yazmışlardır. Bunlardan ilki Niğbolu muharebesinde Yıldırım Bayezıt’a esir düşen Alman Hans Schiltberger’in yazdığı Reisebuch 1396 (Yayımlanışı 1460) (=Seyahatname) adlı eserdir. Burada, birtakım Hrıstıyan dualarının Türkçeleri verilmiştir. Bu Codex *****anicus’tan sonra Avrupa’da basılan ilk Türkçe eserdir. Daha sonra Filippo Argentini’nin 1533’te yazdığı Regola del Parlara Turcho adlı eseri de batıda Türkçe üzerine yazılmış ilk eserler arasında yer alır. 1612’de Alman hümanist bilgini Hieronymus Megiserus (veya tanınmış adıyla Megiser), Institutiones Lingvae turcicae libri quatuor adlı Türkçe grameri yayımlamıştır. Daha sonra, F. Meninski (1623-1698)’nin Thesaurus Linguarum Orientalium Turcicae, Arabicae, Persicae adlı grameri ve Lexicon Turcico-Arabico-Persi*****.. et Grammaticam Turcicam adlı sözlük ve grameri Türkoloji alanında önemli bir dönüm noktası sayılır.
1709’da Poltava Savaşı’da Ruslara esir düşen İsveçli Teğmen J. Von Strahlenberg, Sibirya’ya sürülmüş ve orada kaldığı süre içinde buradaki Türk lehçelerini öğrenmiş ve incelemiş, Türkçe ile diğer Altay dilleri arasındaki yakınlıklara işaret etmiştir.
Türkçenin Fin ve Macar dilleriyle akraba olduğunun tespit edilmesiyle bu uluslardan araştırmacıları Türkoloji alanına yöneltmiştir.
Daha sonra Rus arkeolog N.M.Yadrintsev, Orhun Yazıtlarını bulmuş ve tanıtmış; Danimarkalı filolog Vilhelm Thomsen bu yazıtları okumuş (1893), böylece Türkçenin ilk yazılı belgelerinin gün ışığına çıkmasıyla Türkoloji çalışmaları daha da hızlanmıştır.
Diğer taraftan bu yüzyılın başında Doğu Türkistan’daki Turfan bölgesinde yapılan kazı çalışmaları sonucunda batılı bilim adamları O. Donner, Klementz, A. Stein, Albert von Le Coq, P. Pelliot tarafından Uygur Türklerine ait çok önemli sayıda belge bulunmuştur. Böylece Türk dilinin hem Köktürk hem de Uygur dönemine ait bilgi ve belgelerinin bulunmasıyla Türkoloji, Altayistikin en zengin belgelere dayalı dili olarak Altayistlerin gündemine girmiştir.
Diğer yandan, Orta Asya ve Orta Doğu’yla ekonomik ve siyasi ilişkileri olan batılı devletler, bu bölgeleri ve bu bölge halklarını tanıyabilmek için Türkoloji araştırmalarına destek verdiler.
Rusya’daki Türk asıllı toplululuklardan –özellikle Kazan Tatarları ve Azerbaycan Türkleri- yetişen bilim adamları Türkolojiyle ilgili önemli çalışmalar yaptılar. Bunların bir kısmı daha sonra Avrupa’da ve Türkiye’de çalışmalarını sürdürdüler (Z. Velidi Togan, Reşit Rahmeti Arat, Ahmet Caferoğlu, Sadri Maksudi Arsal, Ahmet Ağaoğlu...)
Avrupa üniversitelerinde Türkolojiyle ilgili enstitüler ve kürsüler kurulmaya başlandı. Bu arada Türkiye’de de M. Fuad Köprülü, Türkiyat Enstitüsü’nü kurdu (1924). İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde bu bölümün kurulmasıyla birlikte Türkoloji araştırmalarının merkezi Türkiye oldu. Daha sonra Türkiye’de bu alanda Ahmet Cafeoğlu, Reşit Rahmeti Arat, Sadettin Buluç, Tahsin Banguoğlu, Mecdut Mansuroğlu, Saadet Çağatay, Hasan Eren, Ahmet Temir, Zeynep Korkmaz, Necmettin Hacıeminoğlu, Faruk Kadri Timurtaş, Muharrem Ergin, Şinasi Tekin, Talat Tekin, Mustafa Canpolat, Ahmet Bican Ercilasun, Osman Nedim Tuna, Osman Fikri Sertkaya, Kemal Eraslan, Nuri Yüce, Mertol Tulum, Emine Naskali-Gürsoy... çalışmalar yaptılar.
Dünyada ilk Türkoloji kürsüsü 1795’te Ecole des Langues Orientales Vivantes’te kurulmuştur. Rusya’da 1807’de Kazan’da açılan üniversitede Türkçe öğretimi yapılmıştır. İtalya’da 1723’te Napoli’de kurulan Instito Superiore Orientale di Napoli’de başlamıştır. 1887’de Almanya (Berlin)’da Ausland-Hochschule: Seminar für orientalische Sprachen, adlı okulda, İngiltere’de ise 1906’da School of Oriental Studies’de Türkoloji çalışmaları başlamıştır.
Kazanlı Mirza Kazem Bek, Türk lehçeleri karşılaştırmalı dilbilgisinin temelini atarak Türkoloji alanına katkı sağladı. Kırımlı Bekir Çobanzade Türk-Tatar dillerini ve Azerbaycan Türkçesini inceledi. Vilhelm Thomsen, Köktürk yazısını çözerek Türkolojinin Köktürk dönemininin aydınlatılmasına önayak oldu. Alman Albert von Le Coq, Friedrich Wilhelm Karl Müller, Wilhelm Bang-Kaup Uygur belgelerinin okunuşu ve tasnifini yaptılar. Annamaria von Gabain, Eski Türkçenin ve Özbekçenin gramerini yazarak bu alandaki dilbilgisi boşluğunu tamamladı. Alman asıllı Rus Türkolog Wilhelm Radloff, Rusya’daki Türk lehçelerinin karşılaştırmalı incelemesini yaptı ve Türkçenin genel bir sözlüğünü hazırladı. Versuch eines Wörterbuches der Türk-Dialecte adlı sözlük Türklük biliminin hala vazgeçilmez eserleri arasındadır. Danimarkalı Vilhelm Grønbech Türk dilinin tarihi sesbilgisinin temelini attı. Fransız Türkolog Jean Deny, Osmanlı Türkçesinin, Rus Andrey N. Kononov Eski Türkçe ve Özbekçenin, Macar Türkoloj János Eckmann Çağatayca’nın gramerini yazdılar.
Kaynak:www.dilimiz.com/22.06.2008
(TÜRK DİLİ I. BÖLÜM)
DİL / KÜLTÜR
DİL NEDİR?
KÜLTÜR NEDİR?
KÜLTÜR UNSURLARI NELERDİR?
KÜLTÜR TAŞIYICI OLARAK DİL
TÜRKÇENİN DÜNYA DİLLERİ ARASINDAKİ YERİ
1. Hint-Avrupa dilleri Ailesi
2. Hami-Sami dilleri
3. Bantu dilleri
4. Çin-Tibet dilleri
5. Ural-Altay dilleri
YAPI BAKIMINDAN DÜNYA DİLLERİ
1. Yalınlayan diller (Ayrımlı diller,)
2. Çekimli diller (Bükümlü diller)
3. Eklemeli diller (Bitişimli diller, bitişken, bağlantılı diller)
KONUŞMA DİLİ, YAZI DİLİ
Lehçeler
Ağız
Argo
DİLBİLGİSİ
1. Sesbilgisi
2. Yapıbilgisi
3. Sözdizimi
4. Anlambilgisi
TÜRKLERİN TARİH BOYUNCA KULLANDIKLARI YAZILAR
TÜRKÇENİN TARİHİ GELİŞİMİ
Eski Türkçe Devresi
Orta Türkçe Devresi
Yeni Türkçe Devresi
Modern Türkçe Devresi
BATI TÜRKÇESİNİN GELİŞİMİ
1. Eski Anadolu Türkçesi
2. Osmanlı Türkçesi
3. Türkiye Türkçesi
TÜRKÇENİN BUGÜNKÜ DURUMU VE YAYILMA ALANLARI
(TÜRK DİLİ II. BÖLÜM)
SES, HARF, ALFABE
SES, HARF, ALFABE
ÜNLÜLER
DİLİN DURUMUNA GÖRE
AĞZIN DURUMUNA GÖRE
DUDAKLARIN DURUMUNA GÖRE
ÇIKIŞ SÜRESİNE GÖRE (UZUN ÜNLÜ)
ÜNLÜLERDE SES OLAYLARI
1. Orta hece ünlüsünün değişmesi:
2. Ünlü düşmesi
3. Ünlü birleşmesi :
4. İki vokalin yan yana gelmesi:
5. İkili ünlü (ünlü kayması):
6. Ünlü çatışması:
7. Bağlantı ünlüsü:
8. Pekiştirme ünlüsü:
9. Ünlü genişlemesi:
10. Ünlü yuvarlaklaşması:
11. O, Ö ünlülerinin durumu:
12. Orta hece vokali:
13. Ses uyumları:
a) Büyük Ünlü Uyumu
b) Küçük Ünlü Uyumu
14. Uzun ünlü:
ÜNSÜZLER
SES TELLERİNİN DURUMUNA GÖRE
ÇIKIŞ YERLERİNE GÖRE
ÇIKIŞ BİÇİMLERİNE GÖRE
ÜNSÜZLERDE SES OLAYLARI
1. Sözcük başında bulunmayan ünsüzle
2. Kök sözcüklerden iki ünsüzün yan yana gelmesi
3. Ünsüz Benzeşmesi
4. Ünsüz düşmesi
5. Ünsüz değişimi
6. Ünsüzlerin ünlülere etkisi (ünsüz darlaşması)
7. Ünsüz türemesi
• Öntüreme
• İçtüreme
• Sontüreme
8. Koruma ünsüzleri
• /y/ koruma ünsüzü
• /n/ koruma ünsüzü
• /s/ koruma ünsüzü
• /ş/ koruma ünsüzü
9. Benzeşme
1. Tüm benzeşme
2. Yarı benzeşme
• İlerleyici benzeşme
• Gerileyici benzeşme
10. Aykırılaşma
11. Göçüşme (yer değiştirme)
(TÜRK DİLİ III. BÖLÜM)
KELİME / KÖK / EK
KELİME NEDİR?
KÖKLER
EKLER
A. Yapım ekleri
1. İsimden isim yapma ekleri
2. İsimden fiil yapma ekleri
3. Fiilden isim yapma ekleri:
4. Fiilden fiil yapma ekleri
B. Çekim ekler
İSİM ÇEKİM EKLERİ
1. Çoğul eki
2. Iyelik ekleri:
3. Hal ekleri:
a. Yalın hal
b. İlgi hali
c. Yükleme hali
ç. Yönelme hali
d. Bulunma hali
e. Ayrılma hali
f. Beraberlik hali
g. Eşitlik hali
h. Direktif hali
4. Soru eki
TÜRKÇEDE YENİ KAVRAMLARI KARŞILAMA YOLLARI
A. KELİME TÜRETMEK
B. KELİME GRUBU YAPMAK
C. YABANCI KELİME ALMAK
Ç. KELİME DİRİLTMEK VE DERLEMEK
TÜRKÇE KELİMELERDE VURGU
YAPIM EKLERİ
• A. İSİMDEN İSİM YAPMA EKLERİ
• B. İSİMDEN FİİL YAPMA EKLERİ
• C. FİİLDEN İSİM YAPMA EKLERİ
• Ç. FİİLDEN FİİL YAPIM EKLERİ
SIFATLAR (önad)
A. NİTELEME SIFATLARI
B. BELİRTME SIFATLARI
1. İşaret Sıfatları (gösterme önadları)
2. Sayı Sıfatları (sayı önadları)
3. Soru Sıfatları (soru önadları)
4. Belirsizlik Sıfatları (belgisizlik önadları)
ZARFLAR (Belirteç)
1. Yer ve Yön Zarflarıı
2. Zaman Zarfları
3. Hal Zarfları
4. Ölçü Zarfları
5. Soru Zarfları
6. Niteleme Zarfları
7. Gösterme Zarfları
ZAMİRLER (Adıllar)
1. Şahıs Zamirleri (kişi adılı)
2. İşaret Zamirleri (gösterme adılı)
3. Soru Zamirleri
YAPI BAKIMINDAN ADILLAR:
• Yalın adıl
• Türemiş adıl:
• Birleşik adıl:
4. Belirsizlik Zamirleri (belgisiz adıllar)
5. Bağlama Zamirleri
FİİL ÇEKİMLERİ
SIFAT FİİLLER (PARTİSİPLER)
ZARF FİİLLER (GERUNDİUMLAR)
EDATLAR
A. ÜNLEM EDATLARI
B. BAĞLAMA EDATLARI
C. SON ÇEKİM EDATLARI
KELİME TAHLİLLERİ
Kaynak:www.dilimiz.com/14.11.2007
free youtube downloader converter
free youtube downloader converter
free youtube downloader converter
free youtube downloader converter
free youtube downloader converter
free youtube downloader converter
Copyright © İKİZDERE'NİN EDEBİYAT PORTALI Tüm hakları saklıdır.