PAPES ÜNİVERSİTESİ
İKİZDERE’DE, İLK SANTRAL DENEMESİ
1938-1941 yıllarıydı. Dünya’da, 2.Dünya Savaşı’nın
başladığı yıllardı.Ülkemiz, bu savaşa girmemişti fakat akşam-sabah
bu savaşa ha girdik, gireceğiz diye tetikte beklediğimiz zamanlardı.
yıllarda, bildiğiniz gibi İkizdere ilçe değil sadece bir nahiyeydi. Keza
bildiğiniz gibi, nahiyeleri de Nahiye Müdürü yönetirdi. Anlatacağımız
olay, İkizdere’de yaşanmış bir olaydır.
Nahiye Müdürü, nüfusu az olan yerleşim yerlerinde jandarma ça-
vuşu, onbaşısı bir kaç tane de jandarma ile yönetirdi. Yetkileri de çoktu.
Biz, daha önceki “Papes Üniversitesi” adlı yazımızda, okulun nasıl bir
yerden başka bir yere taşınmak istendiğini ve öğrencilerin buna nasıl
engel olduğunu anlatmıştık. Bugün dinlediğimiz amcalarımız, daha önce
hiç duymadığım, hatta sizinde duymadığınız bir olayı anlattı: “Hocam,
o zamanlar savaş yıllarıydı. Fakırlık diz boyu…O zamanki nahiye Mü-
dürü Vecihi EROĞLU, şimdi, sokağın arkasında bulunan değirmen şek-
lindeki binayı, Gürdere’den Şaban adında bir adama yaptırdı. Binanın
içine, Dinamo denen makineyi yerleştirdi. Yukarıdan da suyu oluktan aşa-
ğı verdiler. Akan su çarka vuracak, çark dönecek ve İkizdere’yi aydınlata-
caktı. Tabii, herkes merak ediyordu, çark dönecek lamba nasıl yanacak, ışık ola-
caktı? Hatta. O zamanlar, Ankara’da adam konuşacak, sesini burada dinleye-
cektik. Dinamo döndü ama verdiği elektrik nahiyemize yetmedi. O zaman de
dediler ki: Yaptığımız bu iş boşa gitmesin bunu değirmene çevirelim ve insan-
larımıza değirmen olarak hizmet versin.” İşte, çoğumuzun değirmen olarak yapıldığını sandığımız o bina, İkizdere’yi aydınlatma görevini yapan bir dinamo olduğunu öğrenmiş oldunuz(olduk).
CANLI KAYNAKLAR: Behlül BAYSAL- Hüseyin ÖZSOY
Hepbekar/İkizdere/16.12.2008
PAPES ÜNİVERSİTESİ
1936-37 yıllarıydı. *****huriyet kuruldu ama henüz gelişiyordu.
Okul sayısı yok denecek kadar azdı. Özellikle köylerde 3. sınıfa kadar
okuma-yazma imkanı vardı.O zamanlarda, İkizdere’de, bugünkü Öğretmen
Evi’nin yanındaki camının hemen yanında bir ilkokul vardı. İkizdere’ye
yakın köylerden öğrenciler gelerek, burada eğitim görüyorlardı.
İkizdere, hem nüfus hem de diğer gelişmeler bakımından ilçe
olmaya yeterli değildi. Burası, o zamanlar bir nahiye idi ve bu nahiyeyi
bir müdür yönetiyordu.Bir gün, bu müdür,yanına jandarma onbaşısını alarak okula gitti. Çocuklar, bütün kapı ve pencereleri kapatmış tek bir sınıfa toplanmışlardı. Müdüre, saygı olarak kapıyı araladılar ve jandarma onbaşısı ile müdür sınıfa girdiler. Müdür. Çocuklara seslendi: “Çocuklar! Burası bir heyelan bölgesi. Yukarıdan sel gelme ihtimali var.Onun için, bu okulu
Çağırankaya Köyü’ne taşımak zorundayız.” dedi. Bu durumu, daha önce,
veliler de bildiği için çocuklara anlatmış ve kesinlikle okulun oradan taşınma-
sını istemiyorlardı. Nahiye müdürünün konuşması bittikten sonra, çocuklar, hep
bir ağızdan:” Biz okulumuzu vermeyiz!” diye bağırdılar. Müdür, yanındaki onbaşıya:
“ Sana emrediyorum! Derhal, bu çocukları dışarı çıkar.” O zaman, öğrencilerden biri şöyle seslenir: “ Efendim, bizleri oraya göndereceksiniz.Bu kış şartlarında biz o kadar yolu nasıl çıkacağız. Okumayalım mı? Okumayıp ta çoban mı olalım…?” dedi. Bu sözün sonunda onbaşı:
“ Efendim! Sizin bu emriniz burada çok geride kalır. Ben, bu çocuklara el süremem.” dedi.
Bir yandan çocuklar, diğer yandan da veliler vilayete giderek, okulun kapanmasını önlediler. Tam bu sırada, Ilıca Köyü yolu üzerinde bulunan tarihi kemer köprüden geçerek yukarıdaki küçük bir düzlük olan yer, yanı Papes mevkii seçildi. O zamanlar, orada Mahmut Efendi’nin Hanı diye eski bir han vardı. İkizdere’nin içindeki bu ilkokulun malzemesini oraya taşıyarak, orasını ilkokul yaptılar. Ve o yıldan itibaren ilkokul 5 yıla çıkarıldı.
1939-40’lı yıllarda, ( bize, bu satırları yazmada kaynak kişi olan Sayın Behlül BAYSAL,
bu okulun ilk mezunlarındandır). Behlül BAYSAL amcamız, Rize’de, Türkiye Elektrik Kurumu’nda çalışan amcasının oğlunu ziyarete gitmiş. Orada bir sohbete tanık olmuş. Sohbette, erkekler kadınları küçük gören bir tartışma yapıyorlardı. Orada bulunan lise mezunu olduğu bilinen bir bayan, bu konuşmalardan oldukça sıkılmıştı. Mühendis arkadaşlarının yaptığı bu eleştiriye fazla dayanamadan, kendiside bu tartışma ortamına katılır ve kadınları destekleyen güzel bir konuşma yapmış. Konuşmanın sonunda o bayan:” Amca, sizi çok merak ettim. Acaba hangi üniversiteden mezunsunuz?” diye sormuş. Behlül amcamızda: “Kızım, ben, Papes Üniversitesi’nden mezun oldum.” deyince, bu kez kızın morali iyice bozuldu. Çünkü: O sıralarda, Türkiye’de bir kaç tane üniversite vardı ve hepsinin adları belliydi ve içlerinde Papes Üniversitesi diye bir üniversite yoktu.Behlül amca, hemen söze başladı:” Kızım,” Ben Papes Üniversitesi dediğim yer bir ilkokuldur ve ben ilkokul mezunuyum.”demiş. Kız ayağa kalkarak, oradaki beylere seslendi: “Aldınız mı ağzınızın payını…” diyerek amcamızdan son derece memnun oldu. İşte, o günden sonra bu okulun adı, hep “Papes Üniversitesi” olarak anıldı.
------------------------------------------------------------------------------------------------------
CANLI KAYNAK: Behlül BAYSAL /İkizdere Özel İdare Emekli Müdürü/12.11.2007
Copyright © İKİZDERE'NİN EDEBİYAT PORTALI Tüm hakları saklıdır.