Ömer Hayyam
Ömer Hayyam
Doğum
18 Mayıs 1048
İran
Ölüm
4 Aralık 1131
Fars
Etnik köken
Fars
Meslek
Şair, Yazar, Matematikçi, Filozof, astronom
Gıyaseddin Eb''ul Feth Ömer İbni İbrahim''el Hayyam veya Ömer Hayyam (d. 18 Mayıs 1048 - ö. 4 Aralık 1131) Fars, şair, filozof, matematikçi ve astronom.
Hayyam Nişaburludur. Yaşadığı dönemin ünlü veziri Nizamül-Mülk ve Hasan Sabbah ile aynı medresede zamanın ünlü alimi Muvaffakeddin Abdüllatif ibn el Lübad''dan eğitim görmüş ve hayatı boyunca her ikisi ile de ilişkisini kesmemiştir. Bazı kaynaklar; Hasan Sabbah''ın Rey kentinden olduğu Nizamül-Mülk''ün de yaşça Ömer Hayyam ve Hasan Sabbah''tan büyük olduğunu ve böylece aynı medresede eğitim görmediklerini belirtmektedir. Yine de Ömer Hayyam, Hasan Sabbah ve Nizamül-Mülk''ün ilişki içinde olduklarını inkar etmemektedir. (Kaynak: Semerkant-Amin Maalouf Amin Maalouf''un bu kitabında Hasan Sabbah ve Nizamül-Mülk ile Ömer Hayyam''ın ilişkisini ve hikayelerini kurgulamış olabileceği de düşünülmelidir. Hayyam''ın kendi dilinden yazılı böyle bir açıklaması yoktur.)
Birçok bilim adamınca Batıni, Mutezile anlayışlarına dâhil görülür. Evreni anlamak için, içinde yetiştiği İslam kültüründeki hakim anlayıştan ayrılmış, kendi içinde yaptığı akıl yürütmeleri eşine az rastlanır bir edebi başarı ile dörtlükler halinde dışa aktarmıştır.
Çadırcı anlamına gelen "Hayyam" takma adını babasının çadırcılık yapmasından almıştır. Ayrıca İstanbul''un Beyoğlu ilçesinde bir semte adını da vermiştir. Tarlabaşı bulvarında Sakızağacı ışıklardan başlayıp, Tepebaşı''na kadar inen caddenin adıdır. Hayyam aynı zamanda çok iyi bir matematikçiydi. Binom Açılımını ilk kullanan bilim adamıdır. Hayyam, genelde şiirlerindeki eğlence düşkünlüğünün belirgin olmasından dolayı Rubâileri ile ünlenmiştir.
Geçmişte yaşamış birçok ünlünün aksine Ömer Hayyam''ın doğum tarihi günü gününe bilinmektedir. Bunun sebebi, Ömer Hayyam''ın birçok konuda olduğu gibi takvim konusunda da uzman olması ve kendi doğum tarihini araştırıp tam olarak bulmasıdır.
Rubailerinde, dünya, var oluş, Allah, devlet ve toplumsal örgütlenme biçimleri gibi hayata ve insana ilişkin konularda özgürce ve sınır tanımaz bir şekilde akıl yürüttüğü görülmektedir. Akıl yürütürken ne içinde yaşadığı toplumun ne de daha öncesi zamanlarda yaşamış toplumların kabul ettiği hiçbir kurala bağlı kalmamış, kendinden önce yaşayanların insan aklına koymuş olduğu sınırları kabullenmemiş, bir anlamda dünyayı, insanı, var oluşu kendi aklıyla baştan tanımlamış; bu nedenle de çağını aşarak "evrenselliğe" ulaşmıştır. Ancak unutmamak gerekir ki Hayyam''ın yaşadığı dönem, kendisi gibi çağları aşan ve tarihin gördüğü en büyük düşünürlerden birini yaratacak sosyo-kültürel altyapıya sahipti. Kendi tarihinin belki de en aydınlık dönemlerini yaşayan İslam dünyasında felsefenin hak ettiği ilgiyi gördüğü, Selçuklu saraylarında ise sentez bir Orta Doğu kültürü (Türk-Hint-Arap-Çin-Bizans) oluşmaya başladığı bir dönemde yaşayan düşünür, böylece nispeten yansız ve bilimsel bir öğrenim görmüş, Müslüman fakat felsefeyi günah saymayan bir toplum içinde özgürce felsefe ile ilgilenebilmiştir.
Hayyam, aynı zamanda dünya bilim tarihi için de önemli bir yerdedir. Dünyanın ilk rasathanesini kurmuştur. Günümüzde kullanılan Miladi ve Hicri Takvimlerden çok daha hassas olan Celali Takvimi''ni hazırlamıştır. Okullarda Pascal Üçgeni olarak öğretilen matematik kavramı aslında Ömer Hayyam tarafından oluşturulmuştur. Matematik, astronomi konularında dünyanın önde gelen bilim adamlarındandır. Birçok bilimsel çalışması olduğu bilinmektedir.
Yaşadığı dönemi takip eden yıllar boyunca, İslam dünyasında düşünce ve aklı reddeden bir yapının oluşması, İslam coğrafyasında siyasi iktidar mücadelesi, toplumsal sınıflar arasındaki mücadelelerde iktidarların geniş halk kitleleri üzerinde otoritelerini koruyabilmek adına dini kullanması neticesinde adeta "yobazlığın" iktidara oturtulması; Ömer Hayyam gibi insan aklına ışık tutmaya çalışmış birçok düşünürün "sapkın" ilan edilmesine, genel anlamda toplumsal eğitim seviyesinin düşmesi nedeniyle de Ömer Hayyam''ın şarap ve zevk düşkünü olarak anlaşılmasına sebep olmuştur. Bu nedenle Ömer Hayyam tüm zamanlarda iktidara muhalif olanlar için bir ilham kaynağı olagelmiştir.
Ömer Hayyam''ın mezarı, Nişapur, İran.
Pek çok Rubai ünü sebebiyle Hayyam''ınkilerine karıştırılmıştır, bilinen kadarıyla Rûbailerinin sayısı 158''dir. Fakat kendisine mal edilenler binin üzerindedir.
Ayrıca Ömer Hayyam için tarihteki ilk bilinen savaş karşıtı eylemci yakıştırması da yapılmaktadır.
Rubailerinin Türkçeye çevirisi farklı birçok çevirmen tarafından yapılmışsa da rubaileri Türk halkına sevdiren çeviri Sabahattin Eyüboğlu tarafından yapılmıştır.
Eserleri [değiştir]
Hayyam''ın eserlerinden 18 tanesinin adı bilinmektedir, çeşitli bilim dallarında birçok eser yazmıştır.
1.Ziyc-i Melikşahi. (Astronomi ve takvime dair, Melikşah''a ithaf edilmiştir)
2.Kitabün fi''l Burhan ül Sıhhat-ı Turuk ül Hind. (Geometriye dair)
3.Risaletün fi Berahin İl Cebr ve Mukabele. (Cebir ve denklemlere dair)
4.Müşkilat''ül Hisab. (Aritmetiğe dair)
5.İlm-i Külliyat (Genel prensiplere dair)
6.Newruzname (Takvim ve yılbaşı tespitine dair)
7.Risaletün fil İhtiyal li Marifet. (Altın ve gümüşten yapılmış bir cisimde altın ve gümüş miktarının bilinmesine dair. Almanya Gotha kütüphanesinde bir nüshası mevcuttur.)
8.Risaletün fi Şerhi ma Eşkele min Musaderat(Öklid''in bir probleminin çözülmesi metoduna dair, Hollanda Leiden kütüphanesinde bir nüshası vardır. F. Woepcke fransızcaya çevirmiştir.)
9.Risaletün fi Vücud (Felsefede ontoloji bahsine dair. Britanya kütüphanesinde bir nüshası mevcuttur.)
10.Muhtasarun fi''t Tabiiyat (Fizik İlmine dair)
11.Risaletün fi''l Kevn vet Teklif (Felsefeye dair)
12.Levazim''ül Emkine (Meskûn yerlerin iklimi ve hava değişikliklerine dair)
13.Fil Cevab Selaseti Mesâil ve fi Keşfil Hicab (Üç meseleye cevap ve alemde zıtlığın zorunlu olduğuna dair)
14.Mizan''ül Hikem (Pırlantalı eşyaların taşlarını çıkarmadan kıymetini bulmanın yöntemine dair)
15.Abdurrahman''el Neseviye Cevab (Hak Teâlâ''nın alemleri yaratmasının ve insanları ibadetle yükümlü kılmasının hikmetine dair)
16.Nizamülmülk (Arkadaşı olan vezirin biyografisi)
17.Eş''arı bil Arabiyye (Arabça rûbaileri)
18.Fil Mutayat (İlim prensipleri)
KAYNAK.www.wikipedia.org/12.08.2010
NAMIK KEMAL
Doğum
21 Aralık 1840(1840-12-21)
Tekirdağ
Ölüm
2 Aralık 1888 (47 yaşında)
Sakız Adası
Milliyet
Türk
Meslek
Şair, roman ve tiyatro yazarı, gazeteci
Dönem
19. yüzyıl
Tür
Roman, Tiyatro, Şiir
Namık Kemal (d. 21 Aralık 1840, Tekirdağ, ö. 2 Aralık 1888, Sakız Adası), Türk milliyetçiliğinin öncülerinden, Genç Osmanlı hareketi mensubu, ünlü Türk yazar ve şairdir. Özellikle "İntibah" isimli romanı ve "Vatan, Yahut Silistre" isimli tiyatro oyunu ile tanınır. Asıl adı Mehmed Kemal''''dir.Eşinin adı Nesime,Oğlunun adı Ali Ekrem''''dir
Konu başlıkları
1 Hayatı
2 Sanatsal Özellikleri
3 Eserleri
4 Tiyatro Eseri
4.1 Oyun
4.2 Roman
4.3 Eleştiri
5 Dış Bağlantılar
[değiştir] Hayatı
1888''''de mutasarrıflıkla sürgüne gönderildiği Sakız Adası''''nda vefat etmiş, Türk Edebiyatında öncü niteliği bulunan şair ve tiyatro yazarıdır. "Vatan şairi" olarak da anılır.
Namık adını ona şair Eşref Paşa vermiştir. Babası, II. Abdülhamid döneminde müneccimbaşılık yapmış olan Mustafa Asım Bey''''dir. Annesini küçük yaşında yitirince çocukluğunu dedesi Abdüllâtif Paşa''''nın yanında, Rumeli ve Anadolu''''nun çeşitli kentlerinde geçirdi. Bu yüzden özel öğrenim gördü. Arapça ve Farsça öğrendi. 18 yaşlarında İstanbul''''a babasının yanına döndü.
1863''''te Babıali Tercüme Odası''''na kâtip olarak girdi. Dört yıl çalıştığı bu görev sırasında dönemin önemli düşünür ve sanatçılarıyla tanışma olanağı buldu. 1865''''te kurulan ve daha sonra Yeni Osmanlılar Cemiyeti adıyla ortaya çıkan İttifak-ı Hamiyet adlı gizli derneğe katıldı. Bir yandan da Tasvir-i Efkâr gazetesinde hükümeti eleştiren yazılar yazıyordu. Gazete, Yeni Osmanlılar Cemiyeti''''nin görüşleri doğrultusunda yaptığı yayın sonucu 1867''''de kapatıldı.
Namık Kemal, İstanbul''''dan uzaklaştırılmak için Erzurum''''a vali muavini olarak atandı. Bu göreve gitmeyi çeşitli engeller çıkarıp erteledi ve Mustafa Fazıl Paşa''''nın çağrısı üzerine Ziya Paşa''''yla birlikte Paris''''e kaçtı. Bir süre sonra Londra''''ya geçerek M. Fazıl Paşa''''nın parasal desteğiyle Ali Suavi''''nin Yeni Osmanlılar adına çıkardığı Muhbir gazetesinde yazmaya başladı. Ama Ali Suavi''''yle anlaşamaması üzerine Muhbir''''den ayrıldı. 1868''''de gene M. Fazıl Paşa''''nın desteğiyle Hürriyet adı altında başka bir gazete çıkardı. Çeşitli anlaşmazlıklar sonucu, Avrupa''''da desteksiz kalınca, 1870''''te zaptiye nazırı Hüsnü Paşa''''nın çağrısı üzerine İstanbul''''a döndü.
Nuri, Reşat ve Ebüzziya Tevfik beylerle birlikte 1872''''de İbret gazetesini kiraladı. Aynı yıl burada çıkan bir yazısı üzerine gazete hükümetçe dört ay süreyle kapatıldı. Namık Kemal gene İstanbul''''dan uzaklaştırılmak için Gelibolu mutasarrıflığına atandı. Orada yazmaya başladığı Vatan Yahut Silistire oyunu, 1873''''te Gedikpaşa Tiyatrosu''''nda sahnelendiğinde halkı coşturup olaylara neden oldu. Bu haberi İbret gazetesinin yazması üzerine o sırada İstanbul''''a dönmüş olan Namık Kemal birçok arkadaşıyla birlikte tutuklandı. Bu kez kalebentlikle Magosa''''ya sürgüne gönderildi.
1876''''da I. Meşrutiyet''''in ilanından sonra İstanbul''''a döndü. Şura-yı Devlet (Danıştay) üyesi oldu. Kanun-î Esasi''''yi (Anayasa) hazırlayan kurulda görev aldı. 1877 Osmanlı-Rus Savaşı çıkınca II. Abdülhamid''''in Meclis-i Mebusan''''ı kapatması üzerine tutuklandı. Beş ay kadar tutuklu kaldıktan sonra Midilli Adası''''na sürüldü. 1879''''da Midilli mutasarrıfı oldu. Aynı görevle 1884''''te Rodos, 1887''''de Sakız Adası''''na gönderildi. Ertesi yıl burada öldü ve Gelibolu''''da Bolayır''''da gömüldü.
[değiştir] Sanatsal Özellikleri
Tanzimat döneminin en önemli düşünce, sanat ve siyaset adamlarından birisidir. ”Toplum için sanat” anlayışı benimsemiştir. Sanatı, toplumun Batılılaşması için bir araç olarak kullanmıştır. Eserlerini halkın anlayabileceği sade bir dille yazmayı amaçlamıştır. Divan edebiyatının süslü-sanatlı düz yazısı yerine, belli bir düşünceyi iletmeyi amaçlayan yeni bir düzyazıyı kullanmıştır. Eserlerinde noktalama işaretlerini kullanmıştır. Gençliğinde Divan Edebiyatı tarzında şiirler yazmış, Avrupa’ya gittikten sonra yeni edebiyatı benimsemiş ve o yolda yapıtlar vermiştir. Namık Kemal, Fransız edebiyatını örnek almış, romantizmin etkisinde kalmıştır. Şiirleri biçim bakımından eski, konu bakımından yenidir. Yurt, ulus, özgürlük gibi konuları işlemiştir. Ayrıca şiirlerinde mücadeleci tipte bir insan yaratmıştır. Tiyatroyu “eğlencelerin en faydalısı” olarak nitelemiş, halkın eğitilmesinde okul gibi görmüş, sahne dili ve tekniği yönünden başarılı yapıtlar vermiştir.
[değiştir] Eserleri
Duran Mete Baki ile (1931)
[değiştir] Tiyatro Eseri
Vatan Yahut Silistre (Sahnelenen İlk Tiyatro Eseri)
[değiştir] Oyun
Duranoğulları (1831)
Vatan, Yahut Silistre (1873, ilk sergilenen oyun)
Zavallı Çocuk (1873)
Akif Bey (1874)
Celaleddin Harzemşah (1885)
Kara Bela (1908)
Gülnihal
Bir Zamanlar Gızanken
Roman
İntibah, 1876 (yeni harflerle, 1944) (İlk edebi roman)
Cezmi, 1881 (yeni harflerle, 1969) (ilk tarihi roman )
Eleştiri
.
Üçüncü şahıslar tarafından yaratılmış ve yayımlanmış, değiştirilemez orijinal metinler VikiKaynak''''ta yer alır. Örnek: Şiirler, marşlar, kanunlar.
1.Eğer sayfada orijinal metin + metin hakkında açıklama yazısı varsa;
"Orijinal metin" kısmını Vikikaynağa aktarın ve bu sayfadan silin.
Eğer geride kalan "açıklama yazısı" ansiklopedik bir madde haline getirilebilecek yeterlilikte ise, bunu yapın ve en alta {{Vikikaynak}} yazarak, Vikikaynakta yarattığınız maddeye bağlantı verin. Eğer açıklama yazısı yok denecek kadar az ise bu aşamadan sonra 2. yöntemi uygulayın. Son olarak bu şablonu kaldırıp kaydedin ve çıkın.
2.Eğer sayfada sadece "orijinal metin" varsa ya da "metin hakkında açıklama yazısı" yok denecek kadar az ise;
"orijinal metin" kısmını Vikikaynağa aktarın ve bu sayfadan silin.
Son olarak sayfayı tamamen boşaltıp, {{Sil|Madde 4}} yazıp kaydedin ve çıkın.
Şiirin genel tanımı "vezinli söz"dür...
Şiir her kavimde tabiidir. Yer yüzüne ne kadar millet ve kavim gelmişse, hepsinin kendilerine mahsus şiirleri vardır. Osmanlıların şiiri acaba nedir? Necati, Baki ve Nef''''i divanlarında gördüğümüz kasideler ve gazeller ve kıtalar ve mesneviler midir? Yoksa Hoca ve Itri gibi musikicilerin besteledikleri Nedim ve Vasıf şarkıları mıdır?
Hayır, bunların hiçbiri Osmanlı şiiri değildir. Çünkü görülür ki, bu nazımlarda Osmanlı şairleri İran şairlerini ve İranlılar da Arapları taklit ile melez bir şey yapılmıştır. Acaba bizim bağlı olduğumuz milletin bir dili ve şiiri var mıdır? Hiç burasını düşünmemişlerdir.
Nesir yolunda da hal bütünüyle böyle olmuştur. Ferudun''''un Münşeat''''ı, Veysi ve Nergisi''''nin eserleri ve başka beğenilmiş nesirler ele alınsa içlerinde üçte bir Türkçe kelime bulunmaz.
Şiir ve nesrin bu hale girmesi bu devrin yapması değildir. Acemler İslamiyeti kabulden sonra şeriat ilmini öğrenmek için Arap dilini öğrenmeye düştükleri sırada kendi dillerinin şiir ve nesrinde dahi onu taklsadasdasqwduluşunun ilk zamanlarında İran bilginlerini getirmeye muhtaç olduğumuzdan, onların eğitimi üzere kendi dilimizi bırakıp Acem şivesini taklit yanlışlığına düşmüşüzdür ki, Osmanlı ülkesi bilginlerinin bu konudaki savsaklama ve kusuru bağışlanmaz bir yanlıştır. Çünkü insanoğlu arasında düşünce alışverişinin vasıtası dildir. Bir milletin dili yazılmış kurallar altında olmayıp da her eline kalem alan kimsenin keyfine uyar ve tabii halinden çıkarsa, o millet arasında karşılıklı iş vasıtası bozulmuş demek olur.
Bugün resmen ilan olunan fermanlar ve emir-nameler halk önünde okutulduktan onlardan bir fayda sağlanabiliyor mu? Ya bu yalnız yazıda alışkanlığı olanlara mı mahsustur, yoksa okumamış halk tabakası üzere ne şiir ve ne de nesir var demek olur.
deyiş, üçleme ve kayabaşı denen nazımlardır. Ve bizim tabii nesrimiz, Kaamus çevirmeninin (Mütercim Asım Efendi''''nin) ve sonradan Muhbir gazetesinin kullandığı yazı şivesidir.
Gerçi, bu nazım ve bu yazı istenen derecede sanatlı ve gösterişli değilse de Osmanlı halkı ilerlediği sırada bunlara rağbet edilmediğinden, oldukları halde kalmışlar, gelişememişlerdir. Hele bir kere rağbet o yöne dönsün, az vakit içinde ne şairler, ne yazarlar yetişir ki, akıllara şaşkınlık verir.
Ziya Paşa
Ziya Paşa''''ya ait eserler
Makale:
Şiir
Tahrib-i Harabat
Takip(1885)
Renan Müdafaanamesi(1908)
İrfan Paşa''''ya Mektup
Kaynak:www.wikipedia.org/03.10.2009
CAHİT ARF
Cahit ARF
(1910-1997)
Ülkemizde matematiğin simgesi haline gelen Cahit ARF 1910 yılında Selanik’te doğdu. 1932 yılında Galatasaray Lisesi’nde matematik öğretmenliği, 1933 yılında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde profesör yardımcısı (Doçent adayı ) olmuştur. Doktorasını 1938 yılında Almanya’da Göttingen Üniversitesi’nde tamamladı. Daha sonra İstanbul Üniversitesi’ne dönen ARF, 1943 de profesör, 1955’de Ordinaryus Profesör oldu.1964-1965 yılları arasında Fransa’da bulunan Princiton’daki Yüksek Araştırma Enstitüsü’nde konuk öğretim üyesi olarak görev yaptı.
1938 yılından beri Cahit ARF cebir, sayılar teorisi, elastisite teorisi, analiz, geometri ve mühendislik matematiği gibi çok çeşitli alanlarda yaptığı çalışmalarla matematiğe temel katkılarda bulunmuş, yapısal ve kalıcı sonuçlar elde etmiştir.
Bütün Türk matematikçilerine dolaylı veya dolaysız bir şekilde esin kaynağı olmuş, yaptığı uyarılar ve verdiği fikirlerle çevresindeki tüm matematikçilerin u*****larını genişletmiş ve çalışmalarını yeni bir bakış açısıyla yönlendirmelerini sağlamıştır.
Cahit ARF’ ın ilk çalışması, 1939 yılında Almanya’nın ünlü bir matematik dergisi olan Crelle Journal Dergisi’nde yayınlanmıştır. Cahit ARF çözülebilen cebirsel denklemlerin bir listesini yapmak amacıyla Göttingen’de ünlü matematikçi Hasse’nin doktora öğrencisi oldu. Hasse’nin önerisiyle özel haller problemini çözdü. Cahit ARF bu çalışmasıyla sayılar teorisinde çok özel bir yeri olan lokal cisimlerde dallanma teorisine çok önemli yapısal bir katkıda bulunmuştur. Burada bulduğu sonuçlardan bir bölümü dünya matematik literatüründe “Hasse-Arf Teoremi”olarak geçmektedir.
Bundan sonra uğraştığı problem, matematikte “kuadratik formlar” olarak bilinen konudadır. Uzayda konisel yüzey denklemleri buna basit bir örnek olarak gösterilebilir. Bu konudaki temel problem, kuadratik formların bir takım invaryantlar, yani değişmezler yardımıyla sınıflandırılmasıdır. Bu sınıflandırma Witt adında ünlü bir Alman matematikçi tarafından karekteristiği ikiden farklı olan cisimler için 1937 de yapılmıştır. Karekteristik iki olunca problem çok daha zorlaşıyor ve Witt’in yöntemi uygulanamıyordu. Cahit ARF bu problemle uğraştı ve karekteristiği iki olan cisimler üzerindeki kuadratik formları çok iyi bir biçimde sınıflandırdı. Bunların invaryantlarını, yani değişmezlerini inşa etti. Bu invaryantlar dünya literatüründe “Arf İnvaryantları” olarak geçmektedir. Bu çalışması 1944 yılında Crelle Dergisi’nde yayınlandı ve Cahit ARF ‘ı dünyaya tanıttı.
1945’lere gelindiğinde düzlem bir eğrinin herhangi bir kolundaki çok kat noktaların çok katlılıklarının yalnız aritmetiğe ait bir yöntem ile nasıl hesaplanacağı iyi bilinmekteydi. Düzlem halde algoritmanın başladığı sayılar eğri kolunun parametreli denklemlerinden bilinen bir kanuna göre elde ediliyordu. Genel durumda ise böyle bir sonuç henüz bulunamamıştı. Bu sıralarda İstanbul’da Patrick Du Val adında bir İngiliz matematikçi bulunuyordu. Du Val genel halde algoritmanın başladığı sayılara “karakter” adını vermiş ve eğrinin tüm geometrik özellikleri bilindiği zaman bu karakterlerin nasıl bulunacağını göstermişti. Bunun tersi de doğruydu. Bu karakter bilinirse, eğrinin çok katlılık dizisi, yani geometrik özellikleri de bulunabiliyordu. Burada açık kalan problem ise bir eğrinin denklemleri verildiğinde karakterlerini bulabilmek idi. Cevap düzlem eğriler için bilinmekte, ama yüksek boyutlu uzaylarda bulunan tekil eğriler için bilinmemekte idi. Ayrıca, yüksek boyutlu bir uzayda tanımlanmış bir tekil eğrinin çok katlılık özelliklerini, yani geometrik özelliklerini bozmadan en düşük kaç boyutlu uzaya sokulabileceği de bu problemle beraber düşünülen bir soru idi. Bu çeşit sorular matematiksel bakış açısının temel problemi olan sınıflandırma probleminin eğrilere uygulanması bakımından son derece önemli ve zor sorulardı. Cahit ARF bu problemi 1945’de tamamı ile çözmüş ve tek boyutlu tekil cebirsel kolların sınıflandırılması problemini kapatmıştır. Bu sonucun zorluğu hakkında fikir elde edebilmek için düzgün varyetelerin sınıflandırılması probleminin bugüne kadar 1,2 ve kısmen 3 boyutlu varyeteler için çözüldüğünü tekilliklerinin sınıflandırılması probleminin ise 1 boyutlu varyeteler, eğriler için Cahit ARF tarafından çözüldüğünü göz önüne almak gerekir. Cahit ARF bu problemi çözerken önemini gözlediği ve problemin çözümünde en önemli rolü oynadığını fark ettiğini bazı halkalara “karekteristik halka” adını vermiş ve daha sonra gelen yabancı araştırmacılar bu halkalara “Arf Halkaları” ve bunların kapanışlarına “Arf Kapanışları” adını vermişlerdir. Cahit ARF’ın bu çalışması 1949 ‘da Proceedings of London Matematical Society dergisinde yayınlanmıştır.
Cahit ARF’ın 1940’lı yıllarda yaptığı bu çalışmaların günümüzde hala kullanılıyor olması, onun kalıcılığını ispatlamıştır.
Cahit ARF’ı ilk tanıyan bir kişi onun sadece matematiğe ilgi duyan bir insan olduğu izlenimini edinebilirdi. Cahit ARF için, matematik her şeyin üzerinde ve ötesindeydi. Ancak, onu TÜBİTAK’ın kurulmasında ve gelişmesinde gösterdiği çabayı ve özeni bilenler Cahit ARF’ın öyle içine kapanık, matematikle uğraşan, dış dünya ile ilgilenmeyen bir kişi olmadığını bilirler. Mühendisliğin günlük hayattan doğan problemlerine her zaman ilgi gösterirdi. Ama, bu probleme mutlaka matematiksel bir model bulmaya çalışırdı. Hele bir de pratikten gelen problemi matematik olarak çözüme kavuşursa pek keyiflenirdi. Mustafa İNAN’la böyle bir işbirliği yapmış ve İNAN’ın köprülerde gözlemleyip, araştırdığı bir sorunun matematiksel kesin çözümünü vermiştir. Bu çalışmaları Cahit ARF’a İnönü Ödülü’nü kazandırmıştır.
Üniversitede rektörlük, dekanlık gibi idari görevler almaktan kaçınmıştır. Araştırmacıların bu gibi görevlerden uzak durmaları gerektiği görüşündeydi. Ama uzun yıllar TÜBİTAK Bilim Kurulu Başkanlığı’nı da özveriyle yürütmüştür.
Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde bulunduğu yıllarda yeni ve farklı bir üniversite modelinin ve kültürünün ortaya çıkması için çaba göstermiştir. Akademik dünyanın yapay hiyerarşik ayrımlarıyla alay etmiştir. Genç öğretim üyeleri ve öğrencilerle çok güzel, yararlı ve keyifli diyalog içindeydi. Her zaman üniversite içi çekişmelerden ve politikadan özenle uzak durduğu halde, ODTÜ sistemi tehlikeye düştüğünde duyarlı ve sorumlu bir bilim adamı olarak kendini bir mücadelenin içine atmaktan çekinmemiştir. Bu onurlu mücadele de bile matematiğin aksiyomatik yaklaşımını kimseye farkettirmeden kullanmıştır.
Cahit ARF 1948’de İnönü Ödülü, 1974’de TÜBİTAK Bilim Ödülü, 1980’de İTÜ ve KATÜ Onur Doktorası, 1981’de de ODTÜ Onur Doktorası’nı aldı. Genç yaşta Mainz Akademisi Muhabir Üyeliğine seçildi ve Türkiye Bilimler Akademisi Onur Üyesi oldu.
Cahit ARF matematikte kalıcı izler bırakarak 26 Aralık 1997 ‘de aramızdan ayrılmıştır. Türkiye’de ve dünyada her zaman hatırlanacaktır.
TANIYANLARIN AĞZINDAN CAHİT ARF
PROF. DR. ERDAL İNÖNÜ :( EMEKLİ ÖĞRETİM ÜYESİ, ODTÜ FİZİK BÖLÜMÜ )
"... Cahit ARF’ın önemli bir özelliği, her şeyin aslını anlamaya çalışmak olmuştur. Birisi bir konuşma yaparken, anlamadığı yeri hemen sorardı. Hiçbir şeyden çekinmezdi, onun için önemli olan anlamaktı; bilime değer veren bir insan olarak anlamak, araştırıcı zekasını kullanarak olayların nedeni anlamak...”
PROF. DR. ŞAFAK ALPAY: (ODTÜ MATEMATİK BÖLÜMÜ ÖĞRETİM ÜYESİ)
“... Ortadoğu Teknik Üniversitesi Cahit Hoca’sını 1977 de içine düştüğü bunalım sırasındaki kararlı, toparlayıcı ve yönlendirici tutumuyla hatırlayacaktır. İstenmeyen bir rektörün atanmasıyla ortaya çıkan bunalım nedeniyle eğitim durmuş, kaba kuvvet üniversiteden hesap sormak amacıyla üniversiteye yerleştirilmişti. Can güvenliğinin olmadığı ortamda Cahit Hoca kaba kuvvetin tehditlerine aldırmadan üniversiteye sıcak gülüşü, babacan görünümü, tükenmez enerjisi ile öğrenci ve öğretim üyelerine esin kaynağı olmuştur. O günlerde özerk ve demokratik üniversite için yaptığı çalışmalar ve katkılardan ötürü Tüm Öğretim Üyeleri Derneği’nin değerli bilim adamımız Seha Meray adına koyduğu ödül Cahit Hoca’ya verilmişti...”
“... Tahta oymacılığını, vişne likörünü, Sabahattin Ali öykülerini, torunlarını çok seven Cahit Hoca’yı bizde çok sevdik ve saydık. Bölüm koridorlarındaki tütün kokusu ve gök gürültüsü sesi, zarif yazısıyla dolmuş kara tahtalar hiç aklımızdan çıkmayacak ve bize her zaman esin kaynağı olacaktır...”
PROF. DR. M. GÜNDÜZ İKEDA: ( TÜBİTAK Ulusal Elektronik Araştırma Enstitüsü )
“... Tek tür problemler üzerinde, yani merak ettiği problemler üzerinde çalışanlar var. Şöyle anlatayım: Bazı dağcılar için Himalayalar’a çıkmak pek bir şey ifade etmese de “kimse tırmanmamıştır” denildiğinde birden heveslenirler. Bu birinci tip matematikçiler için de geçerli. Çözülmemiş problemler onlar için dayanılmaz bir çekiciliğe sahiptir. Bir de genel bir sistemi ele alarak çalışanlar, ‘Bu sistemi nasıl karekterize edeceğim, benzer sistemler olduğunda bunları nasıl ayırt edebilirim?’ diye düşünenler var. Cahit Bey bu ikinci sınıfa giriyor...”
PROF. DR. HALİL. İBRAHİM KARAKAŞ: (Akdeniz Üniversitesi Matematik Bölümü )
“... Cahit ARF ömrünü daha çocukluk yıllarında ‘tutku’ ile bağlandığı matematiğin, daha genel olarak bilimin gelişmesine adamıştır. Bilim adamlığını yaşam biçimi olarak seçmiş ve öyle yaşamıştır. Nasıl bilim üretileceğinin en güzel örneklerini sergilediği gibi, ülkemizde bilimin filizlenip gelişebileceği ortam ve kurumların yaratılmasında da önderlik yapmıştır. TÜBİTAK’ın kurulmasındaki katkısına ek olarak ODTÜ Matematik Bölümünün oluşumunu yönlendirmiştir...”
“... Hocalığı konusunda tevazu gösterir, ‘ben iyi hoca değilim’ derdi. Ancak, derslerinde ve seminerlerinde ele aldığı konuyu sunarken sanki yeniden keşfediyormuş gibi heyecan ve haz duyduğu belli olur, gözleri çakmak çakmak parlardı. Cahit ARF, çağdaşları arasında matematiğin her dalında bilgi ve söz sahibi olan ender matematikçilerden biriydi. ODTÜ’de bulunduğu yıllarda matematik bölümünün tüm seminerlerine katılır, ilgi ile izler, soruları ve yorumlarıyla önemli katkıda bulunurdu...”
SİNAN SERTÖZ: (Bilkent Üniversitesi Matematik Bölümü Öğretim Üyesi)
“... Geriye dönüp baktığımda ‘Cahit Hoca’dan öğrendiğim en önemli şey neydi?’ diye şunu hatırlıyorum: Gebze Araştırma Merkezine Cahit Hoca, o sıralar 75 yaşında idi, her sabah servisle gelir, odasına çıkar, önüne kağıtlarını alır ve çalışmaya başlardı. Bir öğle yemeği ve kahve molası hariç akşam servisine kadar çalışırdı. Her gün! Beklentilerim aldıklarımın önüne çıkmaya başladığı zaman ‘Cahit Hoca kadar çalıştın mı ?’ diye sorarım kendime...”
SON SÖZ DE YİNE USTA’DAN GELİYOR...
“ Matematik tümevarımsal bir bilimdir ve bu tümevarımsal
bilim sonsuz kümeler için geçerli. Bu sonsuzlukları
tümevarımsal bir şekilde kavrıyoruz ve kavradığımız zaman da
o sonsuzluğu hissediyoruz , sınırsızlığı.
Ve bu bize mutluluk veriyor, çünkü ölümü unutuyoruz...
Herkes ölümsüz olduğunu hissettiği alanda çalışmak ister.
Ben de matematikte kendimi ölümsüz hissettim...”
CAHİT ARF ( İSTANBUL,26,12,1997 )
Kaynak : http://sci-stud.ankara.edu.tr/~mat/arf.htm
Kaynak:www.wikipedia.org/25.12.2008
Orgeneral Eşref Bitlis (1933 - 1993)
1933 yılında Malatya''''''''''''''''da dünyaya geldi. 1952 yılında Kara Harp Okulu''''''''''''''''ndan Teğmen rütbesi ile mezun oldu. 1966 yılında Kara Harp Akademisini tamamladı. Almanya''''''''''''''''da dil eğitimini tamamladıktan sonra 1969 yılında Silahlı Kuvvetler Akademisi''''''''''''''''nden mezun oldu. 1973''''''''''''''''de Alman Harp Akademisi''''''''''''''''ni tamamladı. Bir yıl Kara Harp Akademisi''''''''''''''''nde başöğretmen olarak görev yaptı.
1978''''''''''''''''de Tuğgeneral oldu ve Bolu Komando Tugay Komutanlığına getirildi. 1982''''''''''''''''de Tümgeneral ve Kıbrıs 28. Tümen Komutanı oldu. 1986''''''''''''''''da Korgeneral rütbesi aldı. 1988''''''''''''''''de Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı oldu.
1990''''''''''''''''da Orgeneral rütbesi aldı ve Jandarma Genel Komutanlığı''''''''''''''''na atandı..
Bitlis bölgede konuşlanmış durumda bulunan Çekiç Güç Kuvvetlerinin Türkiye''''''''''''''''den ayrılması gerektiğini açıklıyor ve ABD''''''''''''''''nin Kuzey Irak''''''''''''''''da oluşturmaya çalıştığı Kürt Devleti''''''''''''''''nin Türkiye''''''''''''''''nin zararına olduğunu söylüyordu. Bu nedenle ABD büyükelçiliği tarafından birkaç defa Hükümete şikayet edildiği iddia edildi.
17 Aralık 1992''''''''''''''''de Çekiç Güç''''''''''''''''e bağlı Amerikan savaş uçakları, kendilerine bildirildiği halde Irak''''''''''''''''ın Selahattin kentine gitmekte olan Bitlis''''''''''''''''in helikopterine taciz uçuşu yapar ve helikopteri inişe zorlarlar.
Eşref Bitlis 17 Ocak 1993''''''''''''''''de henüz çözümlenmemiş bir şekilde uçağının düşmesi sonucu öldü.
Seni rahmet,minnet ve şükranla anıyoruz. Ruhun Şad olsun.
Kaynak:www.kimkimdir.gen.tr/06.06.2008/İst.
Denizi kara , karayı para yapan adam : EKREM ORHON
16/8/2006 (Kategori: Siyaset)
EKREM ORHON
1911 yılında Rize Derepazarı-Bürücek Köyünde dünyaya gelen Ekrem Orhon ilk ve Orta okulu Rize’de okudu. Robert kolejini bitirerek mühendis oldu. Amerika’da İllinois Üniversitesini 1936 yılında bitirerek, İnşaat Yüksek Mühendisi olarak mezun oldu.
1963 yılında Rize Belediye Başkanı seçilerek, 1973 yılına kadar bu görevi yürüttü. 12 Eylül 1980 ihtilali ve harekatından sonra tekrar Belediye Başkanlığına getirildi. Belediye Başkanlığı görevini sürdürürken 9 Ağustos 1983 yılında hakkın rahmetine kavuştu.
Ekrem Orhon , Karayolları Bölge Müdürü iken , Rize''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''lilerden gelen talepler üzerine belediye başkanı seçilir. Kısa bir süre sonra ağır bir hastalık geçirir ve yurt dışında tadavi olur. Bu esnada çok ağırdır ve neredeyse kendisinden ümit kesilmiştir.
Binlerce kilometre uzaktaki belediye başkanları için rizeliler o gece tüm Rize camilerinde hatim indirirler ve dua ederler.
Ertesi gün Ekrem Orhon yurt dışındaki hastanede birdenbire iyileşir. Memleketine döndüğünde , rizelilerin yaptıklarını öğrenir ve çok duygulanır.
Bundan sonra hayatını Rize''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''ye adayacağını çevresindekilere bildirir.
gerçekten de öyle olur. 60 lı yıllarda Ekrem Orhon ve Rize ismi yanyana anılmaktadır.
Ekrem Orhon , şehir alanının yetersiz olduğunu ,.Rize''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''nin gelişmesindeki en büyük engelin bu olduğunu düşünmektedir. Keşke bu büyük adam o yıllarda bu düşüncesinin ne kadar yanlış olduğunu görebilseydi. Çünkü bugün artık apaçık meydandadır ki , dolgu alanına yapılan rize , kimliksiz , şahsiyetsiz bir beton yığınından ibaret iken , şehrin orijinal dokusu İsciçre köylerini andıran bir standarttadır.
Ekrem Orhon bu düşüncesini hayata geçirmek için , Amerika''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''daki okul arkadaşlarındaki , çevresindeki nüfuzu kullanarak , o yıllarda Türkiye''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''nin hiçbir kurumunda bulunmayan büyüklükteki makinaları ve kamyonları Rize''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''ye getirir.
Denizi dolduracaktır ama , belediye meclisinden bu kararı geçirmekte zorlanır.
Herkes onunla alay etmektedir.
Uyyy hiç deniz dolar mi daaaa :))
Neyse i kerhen bir karar çıkar ama , Ekrem Orhon , kimsenin kendisine inanmadığının farkındadır.
Bu inançsızlıkla başarısız olabileceğini de görmüştür.
HERKES İSKELEYE GELSUN DAAAA...
Bir gün belediye hoparlöründen bir anons yapılır.
Anons son derece sadedir: HERKES İSKELEDE TOPLANSIN !!
Bu ilginç anonsu duyan merakla iskeleye koşar.
Bir de bakarlar ki , belediye başkanı iskelede bir yukarı bir aşağı hışımla dolaşmaktadır.
-Ula başkan , nedur bu , neden çağurdun bizi ...
- Bekleyun ulan kopeliler. ( kopeli aslında köpek yavrusu demektir)
Neyse , iskele epeyce kalabalıklaşır.
Başkan , bir işaretle bir mavnayı iskeleye çektirir. ( Mavna : motorsuz tekne )
Olay daha ilginç hale gelmiştir , kalabalık artar.
Ekrem Orhon , yeterli kalabalık toplanınca , bir işaret verir ve ileride bekleyen taş yüklü dev kamyonlardan biri hareket eder ve iskeleye gelir.
Ekrem Orhon , kamyona bizzat manevra yaptırarak , kamyondaki taşı mavna''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''ya boşalttırır.
Olay giderek daha ilginç hale gelmektedir.
Kalabalık artat.
Ekrem Orhon bir işaret daha çakar , ikinci dev kamyon da gelip taşları mavnaya boşaldır.
Sağdan soldan sesler yükselir:
-Ula başkan , ne edeyisun?
-Siz karışmayun kopeliler...
Neyse kamyonlar bir iki derken mavna yavaş yavaş suya gömülmeye başlar.
-Ula başkan , batacak ula ne edeyisun...
-Karışmayun ulan kopeliler..
-Ula batacak ula...
-Karışmayun ula..
-Ula batayi....
Derken son bir kamyonla mavna su alır ve batar.
Ekrem orhon ahaliye seslenir:
-Ey Rize''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''liler , deniz dolgusuna başladım !!!
Bu ironik başlangıç günlerce rizede konuşulur. Üzerinde mütaalalar yapılır. İnanan vardır , inanmayan vardır.
Büyük zorluklarla deniz doldurulmaktadır ama iğne ile kuyu kazar gibi.
Ankara''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''dan destek yoktur.
Ekrem Orhon kendi kıt kaynakları ile başbaşadır.
Bir süre sonra , dolgu alanı için imar planı yaptırır.
Rize ileri gelenleri bunu alayla karşılarlar:
-Ula başkan , saa helal olsun , denizi parselleyup satayisun...
Başkan uzun süren bu dolgu çalışmasının ortalarında rizelilerin desteğini kaybetmeye başlar.
Rize merkezindeki yerleşikler gururludur. En yakın köylerdeki insanlara dahi köylü muamelesi yapmaktadırlar. Köylüler de şehirlinin bu tavrına içerlemektedir.
Ekrem Orhon bu çelişkiyi de paraya çevirmenin yolunu bulur.
Köylüleri ikna eder : denizdeki bu yerleri alın , size 10 kat imar , rizelinin önüne apartmanları dikeceksiniz.
Siz olacaksınız şehirli , yalı apartmanı sahibi , onlar arkada kalacaklar.
Bu fikir tutar ve Ekrem Orhon denizden parsel satarak bu dolguyu tamamlar.
________________________________________
Bugün Rize nüfusunun büyük bölümü dolgu alandaki apartmanlarda yaşamaktadır.
Rizeyi gören yabancılar , bir yandan doğanın muhteşemliğine hayran kalmakta , bir yandan da bu güzel doğada bu beton yığınlarının hanki akıl ile yapıldığına şaşıp kalmaktadırlar.
Rize türkiyenin en uzun kordonunu elde etmiştir ( 15 km) Yüksek yüksek apartmanları da vardır ama , Zümrüt Rize''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''nin zümrütü çizilmiştir artık..
Bu hikaye Rize''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''de yaşadığım yıllarda dinlediğim hikayedir.
Bu hikayede aksayan taraflar olması mümkündür.
Bazı yanlışlıklar da olabilir. Çünkü sonuçta halktan dinlediğim şeyleri derledim.
Ama Ekrem Orhon''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''u bizzat tanıdım.
1981 yılında Çaykur önünde inşa ettiğim Atatürk Anıtı açılışı esnasında zamanın genel müdürü rahmetli Yılmaz Telatar , Ekrem Orhon ve zamanın Rize Valisi tarafından yapılan açılış töreninde , müellif olarak bulunmuştum.
Açılış konuşması yapma şerefini de bana bahşetmişti rahmetli Yılmaz Telatar. Bu nedenle anıtın üzerindeki örtünün çekilmesi esnasında onlarla birlikteydim.
Örtü açıldı ve röliyefler ortaya çıktı.
Ekrem Orhon hemen özgün tepkisini gösterdi :
-Ula bu Ataürk''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''ün yanındaki karinun m.. sürmeneliye benziyi.
Çok enteresan , sinerji dolu lider bir insandı.
Mezarı için Rize kalesi izni zamanın mülki amirinden alınamadı.
Rize mezarlığında mezar açıldı.Cemaat camiden çıktı , doğru Rize kalesi''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''ne yönlendi ve rizelilerin kararı ile Rize Kalesi''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''ne defnedildi.
Toprağı bol olsun.
Rizeli hemşehrilerime sevgilerimle.
Erkan İnce
Kaynak:erkanince.blogcu.com/09.09.2007
Fuat Köprülü ( 1890)- (1966)
________________________________________
Mehmet Fuat Köprülü (1890 - 1966) Parlamenter, siyaset ve devlet adamı, Yeni Demokrat Partinin kurucusu. Köprülü Mehmet Paşanın ailesindendir. Ayasofya Rüştiyesi ve Mercan İdadisi''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''nden sonra İstanbul Hukuk Fakültesi''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''ne devam etti. 1909''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''da bu fakülteyi bırakarak Edebiyat, Felsefe ve Tarih alanlarında özel olarak çalışmaya başladı. Bundan sonra İstanbul okullarında öğretmenlik yaptı. 1924''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''de Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarlığı''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''na atandı. Aynı yıl İstanbul Darülfünun''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''daki görevine döndü. Bu arada Türkiyat Enstitüsü''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''nü kurdu. T.T.E. (Türk Tarih Encümeni) kurulan başkanlığına seçildi.
1929''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''da Ord. Prof. oldu ve Edebiyat Fakültesi Dekanı seçildi. 1934''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''de siyasi hayata atılarak Kars''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''dan meclise milletvekili olarak girdi. çok partili döneme geçiş sırasında C.H.P.'''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''' den ayrılarak D.P.''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''nin kurucuları arasına girdi. 14 Mayıs 1950''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''de D.P. iktidarı döneminde I. Menderes kabinesinde Dışişleri Bakanı olarak görev aldı. 1956''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''da Devlet Bakanlığı görevini sürdürürken bir yıl sonra D.P.''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''den istifa etti. Milletvekilliği de düştü. 27 Mayıs 1960''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''dan sonra Yeni Demokrat Partiyi kurdu. Ancak bu parti pek ilgi görmedi. Amblem olarak seçtiği "Kıratı" A.P.'''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''' ye bırakarak siyasi yaşamdan ayrıldı.
ESERLERİ
Arasında Türk Dili ve Edebiyatı hakkında araştırmalar 1934, Türk Saz
Şairleri Antolojisi 1940, Anadolu''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''da Türk Dili ve Edebiyatı''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''nın Tekamülüne bir bakış 1934, Osmanlı Devleti''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''nin kuruluşu 1959, On The Way to Democracy 1964, Edebiyat Araştırmaları Külliyatı 1966 adlarında bir çok kitap ve araştırma eser ve makaleleri vardır. Öte yandan İslam Ansiklopedisi''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''nde sahası ile ilgili ilmi makaleler yazdı.
Kaynak:www.biyografi.net/08.09.2007
FATİH SULTAN MEHMET
Fatih Sultan Mehmed (II. Mehmed), (d. 30 Mart 1432 – ö. 3 Mayıs 1481) yedinci Osmanlı padişahıdır.
İstanbul''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''u fethetmesinden sonra "Fatih" lakabıyla anılmıştır. Bazı tarihçilere göre İstanbul''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''un fethi, Orta Çağ''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''ın sonu Yeni Çağ''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''ın başlangıcı olmuştur. Bundan dolayı Fatih, "çağ açan hükümdar" olarak da tanınır. Fatih, çıkardığı yasalarla devleti önemli ölçüde yeniden biçimlendirmiştir.
Konu başlıkları
• 1 Gençlik Yılları ve Tahta Çıkışı
• 2 İstanbul’un Fethi
• 3 Yeni Fetihler
• 4 Yenilikleri ve Kanunnameleri
• 5 Eğitim ve Kültür
• 6 Popüler Kültürde II. Mehmet
• 7 Kaynakça
• 8 Dış bağlantılar
Gençlik Yılları ve Tahta Çıkışı [değiştir]
Fatih Sultan Mehmet(Mehmed), 30 Mart 1432''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''de, o dönemde Osmanlı Devleti’nin başkenti olan Edirne''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''de doğdu. 6.Osmanlı padişahı olan II. Murad’ın Hüma Hatun''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''dan olan oğluydu. Molla Gürani gibi dönemin ünlü bilginlerinden özel dersler alarak yetişti. 1443’te, çocuk yaşta Manisa sancakbeyliğine atanınca, hocaları ve danışmanlarıyla birlikte Manisa’ya gitti.
II. Murad, Balkanlar’da ve Anadolu’da çeşitli sorunların yaşandığı bir ortamda Mehmed’i Edirne’ye çağırdı ve tahtı ona bıraktı. Ağustos 1444’te, 12 yaşında deneyimsiz bir çocuğun padişah olması, Osmanlılarla çatışma halinde olan devletleri umutlandırdı. Bir Haçlı ordusu Tuna Nehri''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''ni aşıp Varna’yı kuşattı. Sadrazam Çandarlı Halil Paşa Anadolu''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''da bulunan II. Murad''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''ı Edirne''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''ye çağırdı. II. Murad, 10 Kasım 1444''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''te Varna Savaşı’nda Haçlı ordusunu bozguna uğrattı. Savaştan sonra da II. Mehmed’i tahtta bırakarak Manisa’ya çekildi. Ancak II. Mehmed’in padişahlığı Türk soylu Çandarlı Halil Paşa ile yeni padişahı destekleyen devşirme kökenli Zağanos Paşa ve Şihabeddin Paşa arasında şiddetli bir güç çekişmesine yol açmıştı. II. Murad’ın tahta dönmesini isteyen Çandarlı Halil Paşa, el altından bir yeniçeri ayaklanmasını destekledi ve II. Mehmed’i tahttan çekilmek zorunda bıraktı.
II. Murad Edirne''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''ye dönerek Mayıs 1446’da yeniden tahta geçti. Mehmed sancakbeyi olarak Zağanos Paşa ve Şihabeddin Paşa’yla birlikte Manisa''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''ya döndü. Bu dönemde Mehmed, 1448 ve 1450''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''deki Arnavutluk seferlerine katıldı. Babası ölünce de 18 Şubat 1451’de Edirne''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''de ikinci kez tahta çıktı.
Fatih Sultan Mehmet, Varna Savaşı''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''ndan önce Sadrazam Çandarlı Halil Paşa''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''nın tahta davetini reddeden babasına "Eğer padişah sen isen ordunun başına geç, eğer padişah ben isem emrediyorum ordunun başına geç" sözü ile, henüz çocuk yaşta iken, düşündürücü ve zeka dolu bir paradoks sunmuştur.
Kaynak:www.wikipedia.org/03.05.2007
youtube grabber
youtube grabber
youtube grabber
youtube grabber
youtube grabber
youtube grabber
Copyright © İKİZDERE'NİN EDEBİYAT PORTALI Tüm hakları saklıdır.