ÖZGEÇMİŞ
TÜRK EDEBİYATI TARİHİ
TÜRK EDEBİYATININ DÖNEMLERİ
kullandılar. Halk dilini kullanırken gençlik yıllarında hayran oldukları Edebiyat-ı Cedide (Yeni Edebiyat) yazarlarının ince zevkini günlük dile aktardılar. 1911 yılında Selânik’te çıkarılmaya başlanan Genç Kalemler dergisinde başladı bu çalışmalar. Bir kısmı daha sonra *****huriyet dönemi yazar ve şairleri arasında da yer alan bu edebiyatın temsilcilerinin en önemlileri, Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin (öncü), Mehmet Emin Yurdakul, Ali Canip (öncü), Yusuf Ziya Ortaç, Faruk Nafiz Çamlıbel, Enis Behiç Koryürek, Kemalettin Kamu, Aka Gündüz, Refik Halit Karay, Reşat Nuri Güntekin, Yakup Kadri, Halide Edik Adıvar, Hamdullah Suphi, Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Necip Fazıl Kısakürek, Fuat Köprülü, Halide Nusret Zorlutuna, Şükûfe Nihal, Peyami Safa, Ahmet Hamdi Tanpınar''dır. Milli Edebiyat akımının özellikleri, *****huriyet’in ilk on yılının da bir özeti olmaktadır. Bu çerçeve içerisinde, Milli Edebiyat akımının ilkeleri de şu şekilde belirtilebilir: Dilde yalınlık (en mühim prensip), Türkçe karşılığı olan Arapça ve Farsça kelimelerin atılması. Yalın (süssüz, sanatsız, özentisiz) bir dille yazma; İstanbul Türkçesini kullanma. ** Halk edebiyatı şiir biçimlerinden yararlanma ** Hece ölçüsü, ** Konu seçiminde yerlilik. ** Konularını hayattan, ülke şartlarından seçme. ** Millî kaynaklara yönelme. İslâmcı, Osmanlıcı, gelenekçi görüşlere sahip yazarlardan bireysel eğilimli yazarlara kadar tüm edebiyatçılara açık bir bütünlük mevcuttur. Çünkü artık söz konusu olan Millî Edebiyat akımı kavramı değil, Millî Edebiyat dönemidir. Bu akım dilde ve duyuşta 1911-1915 dönemi milliyetçilik fikirlerinin ön plânda olduğu roman, hikâye, tiyatro eseri ve şiirler verilmesini sağlamıştır. Başlangıçta Fecr-i Âtî roman ve hikâyecisi olan Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Refik Halit Karay, gerçek kişiliklerini Millî Edebiyat akımı içerisinde göstermişlerdir. Fecr-i Âtî topluluğu dışında kalan, İstiklâl Marşı şairi Mehmet Âkif Ersoy ve Yahya Kemal Beyatlı, kendi şiir anlayışlarına göre eserler veren ve daha sonra Millî Edebiyat akımına katılan şairlerdir. Gerek Mehmet Âkif Ersoy gerekse Yahya Kemal Beyatlı, şiir dili ile konuşma dili arasındaki uzlaşmayı sağlamışlar, Türk diline zor uyan aruzun engellerini ortadan kaldırıp, yaşayan Türkçe ile başarılı şiirler yazmışlardır. Dönemin Sanatçıları Ömer Seyfettin (1884-1920) Son devir Türk hikâyeciliğinin en önemli isimlerindendir Yeni Lisan hareketinin savunucularındandır. Amacı millî şuuru kuvvetlendirmek, toplum hayatındaki aksak yönleri ortaya çıkarmaktır. Konularını gerçek hayattan alır. Bu sebeple hikâyeleri realist özellik taşır. Konuları genellikle tarihî olaylar, çocukluk hatıraları ve yaşanan günlük olaylardır. Aşk konusunu da bu hikâyelerinde işler. Kahramanlık, hikâyelerinin önemli konularındandır. Bazı eserlerinde sosyal hayattaki gülünç özellikleri karikatürize eder. Türklerin Balkanlar’da uğradıkları zulümleri de konu edinmiştir. Dili oldukça sadedir ve yalındır. Kurguları oldukça başarılıdır. Hikâyeleri: Eshab-ı Kehf’imiz, Harem, Efruz Bey, Yalnız Efe, Yüksek Ökçeler, Gizli Mabet, Beyaz Lâle, Bomba, Bahar ve Kelebekler, Ziya Gökalp (1876-1924) Türkçülük cereyanını bir sisteme bağlayan fikir adamı ve bu sistemi eserlerinde işleyen bir sanatçıdır.Türk milletinin din, dil, ahlâk, edebiyat yönünden aynı kültürle yetişmiş kişilerden oluştuğuna inanan Gökalp, eserleriyle Türk milliyetçiliğinin sınırlarını belirlemiş, millî edebiyatın da fikir yönüyle temellerini oluşturmuştur. Onun Türkçülük anlayışı, dil, edebiyat, din, iktisat, güzel sanatlar ve siyaset alanlarını kapsar. Turancılık ideolojisini de savunmuştur. Edebiyatı, bu fikirlerini yaymak için bir araç olarak kullanmıştır. Sanat yapma kaygısı yoktur. Şiir ve nesir alanında eserleri vardır. Destan, masal ve makaleler de yazmıştır. Dile önem vermiştir. Eserlerini sade bir dille yazmıştır. Türk dilinin gelişmesi yolunda çaba harcamıştır. Türkçe karşılıkları olan Arapça ve Farsça kelimelerin atılmasından, Türkçeleşmiş kelimelerin de artık Türkçe sayılmasından yanadır. Ona göre millî vezin hece veznidir. Anadolu’ya gönderdiği öğrencileriyle Türk Tasavvuf edebiyatının XIII. yy.da temelleri atılmıştır. Bu edebiyat, Bektaşîlik tarikatiyle gelişmiş, Yunus Emre ile en mükemmel anlatım yeteneğine ulaşmıştır. Yunus Emre’yi bu kadar üne kavuşturan bir başka özellik de dinî-tasavvufî konuları ayrımsız bir insan sevgisiyle anlatmış olmasıdır. XIII asrın ikinci yarısıyla XIV. Asrın başlarında yaşamış olan Yunus Emre, şiirde çığır açmış büyük sufî ve şairdir. Yunus Emre; Divan, Aşık, Tekke ve Tasavvuf Edebiyat tarzlarının her üçünde de etkili olmuştur. Eserlerini sade bir dille söylemiş, hem heceyi hem aruzu kullanmış, lirik şiirin en güzel örneklerini vermiştir. Dinî-Tasavvufî Türk edebiyatına Tekke edebiyatı da denir. Dinî-Tasavvufî Türk edebiyatında asıl olan sanat yapmak değil, dinî-yazavvufî düşünceyi yaymaktır. Şair, mensup olduğu tarikatin düşünce sistemini, felsefesini yaymak için şiiri bir araç olarak kullanmıştır. Bunda anonim halk edebiyatının büyük etkisi olmuştur. Tekke şairlerinin çoğu tarikatlerde yetişmiş şeyh ve dervişlerdir. Onlar dinî inançları yasaklama ve korkutma yöntemiyle değil, insanı, Allah’ı, tabiatı, cenneti vb. sevdirmekle yaymışlardır. Tekke şiir, halk şiirinden de divan şiirinden de nazım şekilleri almıştır. Hem aruz hem hece vezni kullanılmıştır. Dil sadedir, çünkü halka yöneliktir. Önemli temsilcileri: 13. yy: Mevlânâ, Sultan Veled, Yunus Emre (Divan, Risaletün-nushiye) 14. yy: Âşık Paşa 15. yy: Süleyman Çelebi, Hacı Bayram Veli, Eşrefoğlu Rumî 16. yy: Pir Sultan Abdal C. Klâsik Türk Edebiyatı Divan Edebiyatı başlangıçta iki yabancı gelenek olan Arap-Fars (özellikle Fars) edebiyatları geleneğine dayanarak kurulmuş, zaman içinde taklidi aşan Osmanlı terkibi ve üslûbuna ulaşarak millî edebiyat hüviyetini kazanmıştır. Klâsik Türk edebiyatı gibi Batı tesirinde gelişen Türk edebiyatı da zamanla kendi benliğini kazanmıştır. Doğuş ve gelişme serüvenleri birbirine benzer. İslâmîyet’in yerleşmesi sürecinde oluşmaya başlayan bir edebiyattır. Bundan dolayı konuları arasında din, Allah, peygamber, tasavvuf vb. önemli bir yer tutar. 13-19. yüzyıllar arasında ürün veren bu edebiyata şairlerinin şiirlerini “divan” adı verilen yazmalarda toplamaları dolayısıyla Divan edebiyatı denir. Bu edebiyat, medrese kültürüyle yetişen aydın şairlerin Arap ve İran edebiyatını örnek alarak oluşturdukları klâsik bir edebiyattır. Zamanla bu taklit sona ererek özgünlük yakalanmıştır. Klâsik Türk edebiyatı, eski Türk edebiyatı, yüksek zümre edebiyatı diye de adlandırılır. Aydın tabaka, yüksek zümre edebiyatı denmesinin sebebi bu edebiyatı yapanların ve ona ilgi gösterenlerin seçkin çevrelerden oluşu olarak gösterilir. Bu bir iddiadan öteye gitmiş değildir. Klâsik edebiyatta nesirden çok nazım önemlidir. Nesirde de nazım unsurları (seci, ahenk vb) kullanılmıştır. Nesirdeki dil nazma göre daha anlaşılmazdır. Bu edebiyatta şekil ve muhteva bakımından belirli kalıplar vardır: güzellik anlayışı, mecazlar... Tezkireler, şairlerin hayatlarını anlatan ve şiirlerinden örnekler veren eserler olarak bu edebiyatın tarihinin ve başarısının vesikalarıdır. Divan Şiirinin Başlıca Özellikleri Divan şiirinin kökleri İslâm öncesi Arap şiirine dayanır. Bu şiir tarzı İslâmiyet’ten sonra, bu dine giren çeşitli milletlerin katkısı ile önce Arapçada, daha sonra Farsça ile Doğu ve Batı Türkçelerinde, en sonra da Hint Müslümanlarının yazı dili olan Urducada gelişmiştir. Nazım birimi genel olarak “beyit”tir. Dört ve daha fazla dizeden oluşan bentler de kullanılmıştır. Ölçü aruz ölçüsüdür. Son zamanlarında az da olsa hece kullanılmıştır. Tuyuğ ve şarkı hariç bütün nazım şekil ve türleri Fars edebiyatı aracılığıyla Arap edebiyatından alınmıştır. Kelime ve kelime grupları yönünden Arapça ve Farsçadan oldukça çok etkilenmiştir. Süslü, sanatlı ve ağır bir dil kullanmışlardır. Redif ve kafiyeye önem verilmiştir. Göz için kafiye esastır, tam ve zengin kafiye kullanılmıştır. Şiirlerin (kasideler ve mesneviler hariç) belli bir adı yoktur. Şiirin sonunda şairin mahlası (takma adı) geçer. Nazım şekil ve tüTürk Edebiyatı, Türklerin dâhil oldukları üç medeniyet ve kültür dairesine paralel olarak üç safhada incelenmektedir. 1. İslâmiyet’ten Önceki Türk Edebiyatı, 2. İslâmî Devir Türk Edebiyatı, 3. Batı Tesirinde Gelişen Türk Edebiyatı. Bu tasnif Fuat Köprülü tarafından ortaya atılmış ve edebiyat araştırmacıları tarafından bugüne dek kullanılagelmiştir. Türk Edebiyatının Devirlere Ayrılmasında Kullanılan Kıstaslar Türk edebiyatı devirlere ayrılırken değişen dil anlayışı, kültürde görülen farklılaşma, yeni dinî hayat, dil coğrafyasındaki gelişme, kısaca medeniyet değişikliği kıstas olarak alınır. Çünkü Türk tarihinde görülen üç medeniyet (iki medeniyet değişikliği), edebiyatın da seyrini değiştirmiş, onun konu ve şekil özelliklerini de etkilemiştir. Bu arada tanışılan ve alış verişte bulunulan uluslar da edebiyatı etkilemişlerdir. Meselâ, Araplardan ilmî eserlerle birlikte Arapça kelime ve tamlamalar, İranlılardan da İslâmiyet’le birlikte nazım tür ve çeşitler alınmıştır. Türk edebiyatının üç devire ayrılmasını sağlayan iki medeniyet değişikliği vardır 1. İslâmiyet’in kabul edilmesi, 2. Batı medeniyetinin tanınması ve benimsenmesi. Bu bilgiler ışığında Türk edebiyatının devirlerini şöyle belirleyebiliriz I. İSLÂMİYET ÖNCESİ TÜRK EDEBİYATI (?-11. yy.) İslâmiyet’ten önceki Türk Edebiyatı, Türklerin Orta Asya’da yaşadıkları devirlerde bütün Türk boyları arasında müşterek ve büyük bölümü sözlü olan edebiyattır. İslâm öncesi Türk edebiyatı ulusal bir edebiyattır; nazım şekil ve türleriyle kullanılan ölçü tamamen millîdir. Bu dönem edebiyatı, İslâmiyet’in kabul edilmesinden sonra oluşmaya başlayan yeni edebiyat anlayışına kadar devam etmiş, hatta etkisi daha sonraki dönemde de görülmüştür. İslâm öncesi Türk edebiyatı sözlü dönem ve yazılı dönem olmak üzere ikiye ayrılır. A. Sözlü Dönem ( ?-8. yy.) Türklerin henüz yazıyı kullanmadıkları dönemdir. Yani başlangıçtan 8. yüzyıla kadar olan dönemdir. Bu dönem ürünleri tamamen sözlüdür ve genellikle şiir şeklindedir. Bazı ürünlerin bazıları günümüze kadar gelmiştir. Sözlü Dönemin Özellikleri Ø Bu döneme ait yazılı eser yok denecek kadar azdır. Ø Bu dönemde Türkler, göçebeliğe dayanan günlük hayatlarında ve özellikle düzenledikleri törenlerde (sığır: av töreni; şölen: ziyafetler; yuğ: ölüm töreni) bir araya geldiklerinde “ozan”, “kam” veya “baksı” denilen şairler “kopuz” denilen saz eşliğinde “koşuk”lar ve “sagu”lar söylerlerdi. Ø Bu şiirler (sagu, koşuk, destan) hece ölçüsüyle söylenen ve yarım kafiye kullanılan şiirlerdir. Ø Anlatım söze dayanır. Ø Düşünce ve hayaller şiirle anlatılmıştır. Ø Nazım biçimi dörtlük, vezin hece veznidir. Ø Yarım kafiye kullanılmıştır. Ø Dil sadedir. Ø Bu ürünler düzenlenen törenlerde (sığır: av töreni; şölen: ziyafetler; yuğ:
Genç Kızın Hatırası, Bodrumda Kalanlar, Altın Kupa, Bıçağı Sapla, Al Kanlar İçinde, Attila (tarihi roman), Hikâyeleri: Küçük Alp’in Yıldızı ve Bir Varmış Bir Yokmuş (çocuk hikâyeleri) Cevat Şakir Kabaağaçlı (Halikarnas Balıkçısı) (1886-1963) Üç yıllığına sürgüne gönderildiği Bodrum’a yerleşmiş ve kendisine Bodrum’un antik çağdaki ismi olan “Halikarnas” adını almıştır. Denize sonsuz bir hayranlıkla bağlıdır. Eserlerinde Ege’yi, Akdeniz’i, buralardaki hayatı, balıkçılarını, gemicilerini, süngercilerini konu edinmiştir. Zengin denizci sözlüğünden yararlanmıştır. Roman ve hikâyelerinde teknik ve üslûp başarılı değildir. Eserleri: Aganta Burina Burinata, Mavi Sürgün, Merhaba Akdeniz, Ege’nin Dibi, Yaşasın Deniz.. Nurullah Ataç (1898-1957) Eleştiri ve deneme türünün yerleşmesinde etkili olmuştur. Daha çok eleştiri yazmıştır. Türkçenin özleşmesinde de katkıları ve desteği olmuştur. Arı bir dil kullanmıştır. Fransızcadan çeviriler yapmıştır. Devrik cümlelerin yerleşmesi için de uğraşmıştır. Eserleri: Günlerin Getirdiği, Karalama Defteri, Günce, Söz Arasında, Diyelim... Suut Kemal Yetkin Deneme ve eleştiri yazarıdır. Denemeleriyle meşhurdur. Özlü ve yoğun denemeleri vardır. Felsefe, sanat, estetik ve güzel sanatlar konularında eserleri vardır. Açık ve akıcı bir üslûbu vardır. Dili çok iyi kullanır. Eserleri: Edebiyat Üzerine, Yokuşa Doğru, Günlerin Götürdüğü, Düşün Payı, Edebî Meslekler... Yaşar Kemal (1922-) Asıl adı Kemal Sadık Göğceli’dir. Edebiyata folklor çalışmalarıyla başlamıştır. Alışılmıştan farklı köy romanları yazmıştır. Kişilerin iç dünyaları üzerinde durmuştur. Köylüleri de aynı şekilde anlatmıştır. Tabiata ve halka büyük önem verir. Sanatlı ve şiirli bir dil kullanır. Kahramanlarını yerli dilleriyle birlikte ele alır. Romanlarında yer olarak daha çok Çukurova ve Toroslar geçer. Eserleri: İnce Memed, Yer Demir Gök Bakır, Ölmez Otu, Çakırcalı Efe... Orhan Kemal (1914-1970) Asıl adı Raşit Öğütçü’dür. Hikâye ve romanlarında hayatın değişik yönlerini ve kişilerini işlemiştir. Bir yandan Anadolu’yu işlerken diğer taraftan büyük şehir hayatını yansıtmaya çalışmıştır. Toplumcu gerçekçiliği en çok işleyenlerdendir. Hikâyeleri: Ekmek Kavgası, Arka Sokak, Kardeş Payı... Romanları: Baba Evi, Hanımın Çiftliği, Gurbet Kuşları, Kanlı Topraklar.. Kaynak:www.bizlesohbet.com/16.02.2008
ÖZGEÇMİŞ
Her hangi bir kurum veya kuruluş tarafından özel bir amaçla istenen ve kişinin hayatını, yeteneğini, iş yapma gücünü ortaya koyan, belgeleyen, ortaya koyan tanıtım yazısına özgeçmiş denir.
TUTANAK
Değişik amaçlarla düzenlenen toplantılarda yapılan konuşmaların olduğu gibi yazıya geçmesi ve bu yazılanların yetkililerce imzalanmasıyla resmiyet kazanan yazılara tutanak denir.
HABER
Bilinen bir zamana ait olayı en kısa sürede muhatabına ileten, geniş bir kitleyi ilgilendiren ve değeri ilgilendirdiği kişi sayısıyla ölçülen yazıya haber denir.
RÖPORTAJ
Gazetecilerin bir yeri, bir kurumu ziyaret ederek,o yerin özelliklerini, orada gördüklerini kişisel düşünceleriyle birleştirip imkanlar ölçüsünde fotoğraflarla belgeleyerek kaleme aldıkları yazılara röportaj denir.
Yaşar Kemal, Rüşen Eşref Ünaydın, Mete Akyol tanınmış ustalardır.
MÜLÂKAT (GÖRÜŞME)
Bir yazarın, içinde bulunulan bir dönemin ve birçok alanda ün yapmış kişilerle, toplumun tümü veya bir sanat ve meslek grubunu ilgilendiren bir konu üzerinde yaptığı konuşmaya mülâkat denir.
SENARYO
Bir filme konu olacak olayın, hikayenin, romanın sinema tekniğine göre sahnelere bölünerek açıklamalarla veya diyaloglar halinde hikaye edildiği yazılara senaryo denir.
İNCELEME (TAHLİL)
Bir eserin, bir yazının bir sorunun veya bir olayın özelliklerinin, ayrıntılarının araştırılarak sözlü veya yazılı olarak ifadesine inceleme denir. Fuat Köprülü bu türün en önemli temsilcisidir.
RAPOR
Herhangi bir konuyu, haberi, olayı inceleyerek, elde ettikleri bilgileri araştırarak ilgili yerlere bildirdiği yazıya rapor dedir.
BİBLİYOGRAFYA
Kitaplar hakkında bilgi veren yazılara bibliyografya denir.
FOLKLOR
Halkın gelenekleri, oyunları, eğlenceleri, türkü, masal, bilmeceleri gibi düşünce ürünlerinin hepsine birden folklor denir.
DÜZENLEYEN:HEPBEKARAYDİN/28.02.2007
EDEBİYAT NEDİR? Her hangi bir dilde fikir, duygu ve hayallerin söz veya yazı ile estetik zevk verecek şekilde ifade edilme sanatına edebiyat denir. Biçim Bakımından Edebî Türler: A-Düzyazı (Nesir): Cümleler halinde ortaya konan eserin belli kalıplar ve kurallar halinde anlatılmasıdır. Bu türde kafiye, hece ölçüsü yoktur. Zengin bir malzeme kullanımı vardır.Edebiyatta nesir nazım dan sonra ortaya çıkmıştır. Bu yazılara kompozisyonda denir. B-Şiir Nazım: Edebiyatın en eski koludur. Duygu, düşünce ve isteklerin dizelerle anlatılmasıdır. Şiir yazmada ölçü ve uyak çok önemlidir. Yalnız, bu ölçüler kullanılmadan da şiirler yazılmıştır. Böyle şiirlere serbest şiir denir. YAZILI EDEBÎ TÜRLER EFSANE: Tabiatüstü özellikler gösteren kahramanların hayatlarının anlatıldığı hikâyelere denir. Bilimsel alanda bu efsaneye “mitoloji” da denir. Efsane Türleri: A-Dünyanın yaradılışını, tabiat varlıklarının meydana gelişini ve kıyamet günlerin anlatan yaratılış efsaneleri B-Tarihi efsaneler C- Olağanüstü kişiler, varlıklar ve güçleri konu alan efsaneler D-Dini efsaneler DESTAN Milletleri derinden etkileyen, tarihi ve sosyal olayları anlatan, çoğunlukla manzum şekilde yazılmış olan edebî eserlere denir. Destan Türleri: A-Doğal(sözlü) destanlar B-Yapma (edebî) destanlar Türk Edebiyatında ki ilk örnekleri ise, Kaşgarlı Mahmut’un Divan-ı Lugati’t Türk adlı eserinde görülür. MASAL Olağanüstü kahramanların başlarından geçen olağanüstü olayların yer ve zaman belirtmeden anlatıldığı yazı türüne denir. Dünya Edebiyatındaki temsilcisi La Fontaine, Türk Edebiyatında ise Şinası’dır. TİYATRO Yaşanmış veya yaşanması mümkün olayların veya insan yaşamının çeşitli yönlerinin sahnede canlandırılarak oynanmasına yönelik yazılan yazılara tiyatro denir. Tiyatronun Öğeleri a-oyun b-olay c-kişiler d-sahne e- yer ve zaman f- seyirci Tiyatro Türleri 1-Klasik tiyatro 2-Müzikli tiyatro 3-Modern(Çağdaş) tiyatro ROMAN Genellikle insanların serüvenlerini, iç dünyalarını, toplumsal bir olay yada olguyu, insan ilişkilerini ve değişik insanlık durumlarını yansıtmayı amaçlayan düz yazılara roman denir. Roman Öğeleri a-kişi b-tip c-karakter olay çevre zaman fikir Konularına Göre Romanlar a- Sosyal roman b-Tarihi roman c-Macera romanı d-Tahlil romanı(çözümleme veya psikolojik roman). HİKÂYE(ÖYKÜ) Yaşanmış veya yaşanması mümkün olayların okuyucuya haz verecek şekilde anlatıldığı kısa edebî yazılara denir. Hikâyenin Öğeleri a-Olay b-Çevre c-Zaman d- Kişi Hikâye Türleri 1-Olay Öyküsü 2-Durum Öyküsü DENEME Bir yazarın kendi isteğine göre seçtiği herhangi bir konuda kesin yargılara varmadan, kişisel düşüncelerini kendi kendisiyle konuşuyormuş havası taşıyan bir üslupla kaleme aldığı yazılara denir. Tanzimat’tan sonra, batının etkisiyle edebiyatımıza girmiştir. Dünya edebiyatında Montaigne, Türk edebiyatındaki öncüsü ise Nurullah ATAÇ’tır. SOHBET Bir yazarın günlük olaylar arasından seçtiği bir konuyla ilgili kendine özgü görüş ve düşüncelerini fazla derinleştirmeden karşısındakilerle konuşuyormuş gibi anlatan yazı türüne sohbet denir. FIKRA (KÖŞE YAZISI) Bir yazarın her hangi bir konu hakkındaki kişisel görüş, anlayış ve düşüncelerini kanıtlama gereği duymadan, hoş bir üslûpla yazdığı kısa fikri yazılara denir. Türk edebiyatında ki ünlü temsilcisi: A.Rasim ELEŞTİRİ (TENKİT) Şiir, roman, hikâye, tiyatro, resim, heykel, film gibi sanat veya düşünce eserinin zayıf ve güçlü yönleri göz önünde bulundurularak gerçek değerinin
belirlenmesi amacıyla yapılan inceleme sonucunun anlatıldığı yazı türüne eleştiri (tenkit) denir. Türk edebiyatında ki temsilcisi: R.M.Ekrem MAKALE Her hangi bir konuda bilgi vermek, bir gerçeği ortaya koymak, bir tezi kanıtlamak veya bir düşünceyi savunmak amacıyla kaleme alınan ve temel öğesi fikir olan yazılara denir. Örnek: Şinasi İKİZDERE/19.09.2006 GEZİ YAZISI (SEYAHATNÂME) Herhangi bir kimsenin, daha çok bir edebiyat sanatçısının gerek yurt içinde gerekse yurt dışında gezip gördüğü yerlerdeki toplumları, kentleri, yerleri, yaşayışları, âdet ve töreleri gelenek ve görenekleri, doğal ve tarihi güzellikleri, ilgi çeken değişik yönleri edebî bir üslup içinde kaleme alarak anlatmasına gezi yazısı (seyahatnâme) denir. Dünya Edebiyatında Gezi Yazısı Bu türün ilk örnekleri sayılabilecek kişiler: Herodot, Makro Polo ve İbni Batuda (1304-1369( gelir. Türk Edebiyatında Gezi Yazısı Türk edebiyatındaki ilk eser sayılabilecek Gıyasüddin Nakkâş’ın yazdığı Acâib’ül- Letaif ve Ali Ekber Hâtâi’nın yazdığı Hıtâînnâme’dır. Bundan başka eserler ve yazarları da şunlardır: Evliya Çelebi, Pirî Reis, Ziya Paşa. BİYOGRAFİ (YAŞAMÖYKÜSÜ) Edebiyat, sanat, siyaset, ticaret gibi alanlarda haklı bir üne kavuşmuş, tanınmış insanların hayatlarını, eserlerini, başarılarını okuyucuya duyurmak amacıyla yalın bir dille, tarafsız bir görüşle yazılan inceleme yazılarına biyografi (yaşamöyküsü) denir. Eskiden bu tür yazılara “tercüme-î hâl” denirdi. Dünya edebiyatındaki ilk temsilcisi; Plutarkos, Türk edebiyatındaki ilk temsilcisi ise Ali Şir Nevai’dır. OTOBİYOGRAFİ (ÖZYAŞAMÖYKÜSÜ) Bir kişi, hayatıyla ilgili dönemleri bütün ilginç yönleriyle kendisi geniş şekilde yazarsa buna otobiyografi denir. Bir kimse, kendi hayatını bir romanda anlatıyorsa buna da otobiyografik roman denir. PORTRE Bir kimseyi, karakteristik özellikleriyle okuyucuya tanıtmak amacıyla yazılan edebî yazılara portre denir. Portre Türleri: A-Fiziksel Portre (Tensel portre): Kişinin sadece dış görünüşünün anlatıldığı portredir. B-Ruhsal (tinsel,moral)Portre: Kişinin iç dünyasının, alışkanlıklarının, fikirlerinin, düşüncelerinin, duygularının, zayıf taraflarının anlatıldığı portreye denir. Kişinin iç dünyası anlatılırken, onun sözlerine de yer verilir. MONOGRAFİ Herhangi bir kimsenin yaşamının başkaları tarafından bilinmesinde bir sakınca görülmeyen özel tarafların, bir sanat anlayışını, bir eserin yalnızca bir yönünü anlatan yazılara denir. MEKTUP Birbirlerinden ayrı yerlerde bulunan kişi veya kurumlar arasında özel veya resmi haberleşmeyi sağlayan yazı türüne mektup denir. Mektup Türleri: A-Özel Mektuplar: Birbirlerinden uzakta bulunan yakın akraba, aile, arkadaş, eş ve dostların birleriyle haberleşmesinde kullandıkları mektuptur. Sadece yazanla okuyanı ilgilendirir. Tebrik, teşekkür, taziye, özür, davetiye mektupları özel mektupların çeşitlerindendir. Dünya edebiyatındaki temsilcisi Volter, Türk edebiyatındaki temsilcileri ise Reşat Nuri Güntekin, Cevat Şakir, Ahmet Hamdı Tanpınar, Cahit Sıtkı Tarancı… ÇEVİRİ-ADAPTE Bir dilden başka bir dile aktarılan yazıya veya esere tercüme yada çeviri denir. Çeviriyi yapan kişiye çevirmen veya mütercim denir. Çeviriyi yaparken, ülkesinin renk, zevk, kültür vb uyacak şekilde değiştirerek kendi diline çevirmeye adaptasyon, adapte veya uyarlama denir. ANI(HATIRA) Toplum hayatında önemli görevler üstlenmiş,toplumu ilgilendiren olayları bizzat yaşamış veya bu olaylara şahit olmuş kişilerin bu olayları duyurmak için sanat değeri taşıyan bir üslupla yazdıkları yazılara anı veya hatıra denir. Bu yazıların yazıldığı deftere de anı defteri denir. GÜNLÜK(GÜNCE) Bir kimsenin düzenli olarak,günlük olaylarla ilgili yorumlarını, bunlardan kaynaklanan o günkü anlayışlarını, düşüncelerini, üstüne tarih atarak kaleme aldığı kısa yazılara günlük veya günce denir. Türk edebiyatındaki en ünlü temsilcisi ise Suut Kemal Yetkin’dir. İKİZDERE/23.12.2006
Copyright © İKİZDERE'NİN EDEBİYAT PORTALI Tüm hakları saklıdır.