TÜRKİYE EKONOMİSİ
Adına sayısız kitaplar yazılan, öğretilmesi için çeşitli akademik unvanlarla dolu öğretim görevlileri yetiştiren bir bilimdir ekonomi. Geçtiğimiz 20 yıldan bu yana adına Nobel Ödülü de verilen, matematiğe, istatistiğe de el atan bir çok yönleri vardır. Ekonomiyi, Türkiye''ye bakarak anlatırsak keşke bu ekonomi olmasaydı dersiniz. Veya nasıl bir şeymiş bu ekonomi ki, her devirde her kesim aynı kalıyor. Yanı zengin daha zengin, fakir ise daha fakir oluyor? Haklısınız efendim; sonuna kadar da haklı kalacaksınız. Bu sizin hakkınız çünkü.
Türkiye ekonomisi, çok büyük çalkantılar geçirdi. İhtilaller, darbeler, sıkı para politikaları, devalüasyonlar, karşılıksız para basmalar, Merkez Bankası''nın ani müdahaleleri, yabancı para politikaları... say sayabildiğin kadar.
*****huriyet sonrası, Atatürk''ün İzmir''de topladığı İktisat Kongresi''nde çok önemli kararlar alındı. Bankaların kurulması, kredi verilmesi, yeni iş sahalarının açılması, yeni fabrikaların üretime geçmesi vb. Zaten, *****huriyet sonra Atatürk''ün en önemli ekonomik alandaki çalışmalarından Sümerbank''ın kurulması, İş Bankası''nın açılması, yağ, şeker fabrikalarının kurulması ve işlemeye başlaması, Türkiye ekonomisinin kilo metre taşları olmuştur. O zamanlar, enflasyon denen bu canavardan kimsenin haberi yoktu. Kaldı ki, Bizim paramız Alman Markı ile eşit, Amerikan Doları''nı geçebilecek durumdaydı. *****huriyetin bu kuruluş yıllarında atıl kapasite, işsizlik diye bir şeyden de kimsenin haberi yoktu. Kaldı ki, ülkemizin nüfusu de azdı o zamanlar. Devlet Demir Yolları, yabancıların elinden alınarak yeniden bizim kontrolumuze geçtiğinde, artık ülkemiz insanı rahat nefes almaya başladı. Tarımda tohum, gübre, sulama için, Türkiye Zirai Donatım Kurumu kuruldu. Ülkemizin insanı modern hayatın ne olduğunu anladı.
GSMH, SMH ve HMG kavramlarına değinecek olursak, elbetteki bugünkü kişi başına milli gelir o zamankinden dağlar kadar çoktur ama o zamanki paranın satın alma gücü ile bugünü karşılaştırdığınızda, o zamanki paranın daha değerli olduğunu kavramanız zor olmaz. Bugün, kişi başına düştüğünü sözledikleri para 5000-10000Dolar. Peki gerçekte bu kadar para bir kişiye düşüyor mu gerçekten? Yok canım alakası yok. Ülkemizi yöneten, hükümetler kuran, düşüren, milletin kanını emen, vergiyi, 3 veya 5 kişinin omuzlarını yıkarak vergisini hakkıyla vermeyen iş adamı denen bu zengin kodamanların yıllık kazancının tutarının ülkemizde yaşayan nüfusa bölünmesiyle bulunan o talihsiz, suçsuz, günahsız sayıdır. Avrupa baksın bize de, zenginlik neymiş görsün o ne iduğu belirsiz herifler. 1940-50''li yıllarda, biz Alanya''yı, Avrupa''yı ikiye katlayacak güçte iken, Almanya 2 tane büyük savaş yaşadı. Fakat onlar geldi, bizi geçtiler, AET kurdular. Sonrada biz onların izinde yürür olduk, şimdiye kadar. Artık paramızın pul olmaya başladığı dönemler geldi, kapımızı çaldı. Zaten Atatürk''ün ölümünden sonra iktidara gelenler, 15 yıl boyunca ancak halkın ideolojik, soyut kavramlarından ve baskı rejimiyle uğraşmaktan başka bir şey yapamadılar. Bu 15 yıllık istibdat dönemi, Osmanlı''nın “Duraklama ve Gerileme” döneminden daha acı oldu. Bu dönem,Türkiye için çok acı, geri kalmışlık veya ekonominin duraklama, iflas etme sirenlerinin çaldığı dönemdir. Türkiye, 1950''den sonraki DP zamanında biraz daha canlanır gibi oldu ama, 1961 ihtilali, başbakan ve bakanların idam edildiği bu dönemde ancak, hazineden birikmiş olanları yediler, bitirdiler. Suçu da, idam ettikleri o zavallıların üstüne yıktılar. Halbuki bu dönemde, karayolları, demiryolları, santraller, fabrikalar, yani Atatürk''ün yarım bıraktığı ekonomik atılımlara DP döneminde devam edildi.
27 Mayıs ihtilalinden sonra iktidara gelen Demirel dönemini zaten anlatmaya gerek yok. Türkiye''yi, 30 Sent''e muhtaç eden bir adamın dönemini anlatmayı abesle iştigal görüyorum.
Editoraydın/20.08.2010
GSMH—Gayrıi Safi Milli Hasıla
SMH-----Safi Milli Hasıla
HMG----Harcanabilir Milli Gelir
ZÜLMÜ YAPAN KİM?
ASALA örgütü çökertilene kadar üzerinde pek fazla konuşulmadan, aşağı-yukarı 10 yıl geçmişti ki, birileri bu işin altını karıştırıp kokuttuktan sonra tekrar ortaya çıktı bu soykırım oyunları. Hemen herkesin ağzında sakız olan o maküs tarih, 1915... Gerçekte kim kimi öldürmüş, hala tam ve doğru anlayan ve anlatabilen, bilen de yok. Ortalarda şaibeli tarihi vesikadan yoksun, gerçeklerden gayrı, abuk subuk fikirler dolaşıp duruyor. Bundan 2-3 yıl önce, Azerbaycanlı Tenzilova Hanımefendi şöyle sesleniyordu bizlere yada tüm dünyaya:”Zülme uğrayan biz, Örnek Hocalı Katliamı... canlı canlı mezara gömülen yine biz, yurdundan kovulan ve kovulmak için, akla hayale gelmedik işkencelere maruz kalan biz fakat kendini savunmak durumunda olan yine biz...Bu nasıl iş?” Evet bu ne iş, ne yaman bir çelişki?
Sayın Kadir Mısıroğlu, “Moskof Mezalimi” adlı kitabında şöyle diyordu Lehler (Polonya) için: “Türk atları Vistul Irmağını sulamadıkça, bize hürriyet yoktur.” Yine başka bir tarihi vesikadan:”papaz takkesi görmektense, Türk sarihi görmeye razıyım.”Böyle bir sürü daha yakınma, arzu istek varken Türk milletine, neden bu soykırım yalanı ortaya atılır, kimse tam anlamış değildir bunun nedenlerini. Zülmü yapan Ermeni, savunmak zorunda kalan biz. Dünyanın, o sözüm ona medeni ülkeleri bile sadece tarafsız kalma ama perde arkasından sopa gösterircesine, şartlı anlaşmaları bize dayattıklarını, kimse kabul etmiyor. Tarihi bulgular, arkeolojik kazılar ve bilimin evet dediği belgeler bile elimizdeyken, dünyanın sessiz kalması, bana öyle geliyor ki: Anlaşamıyorsanız, bunu meydanlarda bir kere daha teyyid edin demek istiyorlar. Gerçekte bunu isteyen varsa- keşke bu ise istedikleri- onu yaparız, o kolay. Bendeniz, şunu kesin ve kati olarak söyleyebilirim. Savaş meydanlarında ki, en zor olanını kazandık fakat masada kaybediyoruz ve hep kaybettik.
Bizim, aslında en şanssız olduğumuz taraflardan biride şu. Tarih bilgisinden yoksun. Bilimden uzaktan, yakından haberi olamayan, satılmışlık ve yalakalığı kendine şiar edinmiş, bir yerlere yaranmak, köşe kapmak adına çalışanlar çıktı bugüne kadar karşımıza. Gerçek bilgilerle karşımıza çıkan yok. Sadece yumurtlayanlar var. Hele bir bakın etrafınıza, dünyaya,medyaya...Gerçek bir Ermeni tarihçisi çıkıp da:”Türkler, soykırım yaptı! Diyebiliyor mu?
Fazla söze gerek yok!. Yaşayan tarihçiler, Erzurum, Kars, Ardağan vb. illerdeki mezarlar herkese gerçeği söyler.
Editoraydin/İkizdere/12.10.2009
Ülke rehberi: İsrail ve Filistin Yönetimi
İSRAİL VE FİLİSTİN YÖNETİMLERİ
İkinci Dünya Savaşı sonunda İngiltere''''''''nin mandası altındaki Filistin topraklarının bölünmesiyle İsrail devletinin kuruluşu, son elli yıl boyunca süregelen Orta Doğu savaşlarının da çıkış noktası oldu.
İsrail devletinin kuruluşu, Diaspora sonrasında dünyanın dört bir yanına dağılan Yahudiler için bir yurt oluşturmayı amaçlayan Siyonist hareketin uzun süren çabalarının meyvesi.
Nazi dönemindeki Yahudi Soykırımı sonrasında uluslararası toplumda bir Yahudi devletini tanınması yolundaki baskılar yoğunlaştı. 1948''''''''de de İsrail kuruldu.
GENEL BİLGİLER
1948 sonrasında bölgenin tarihi, bir yanda İsraillilerin, bir yanda Filistin Kurtuluş Örgütü ve bazı Arap ülkelerince temsil edilen Filistinlilerin yer aldığı bir savaş diye özetlenebilir.
Bu süreçte yüzbinlerce Filistinli yerlerinden edildi ve Mısır, Ürdün, Suriye ve Lübnan''''''''ın da katıldığı pek çok savaş yaşandı.
1979''''''''da Mısır ve İsrail bir barış anlaşmasına imza koydular ancak Filistinlilerle barış sürecine başlanabilmesi için uzun süren intifada, yani ayaklanma yıllarının ardından, 1990''''''''ların beklenmesi gerekti.
Aradan geçen sürede Gazze Şeridi ve Batı Şeria''''''''nın bazı kesimlerinin Filistin yönetimi denetimine bırakılmış olmasına rağmen, ''''''''nihai statü''''''''yü belirleyecek bir anlaşma henüz sağlanabilmiş değil.
Anlaşmaya varılması önündeki başlıca sorunlar ise Kudüs''''''''ün statüsü, Filistinli mültecilerin dönüşü ve Yahudi yerleşimlerinin durumu.
Bölgedeki dengeler açısından son yıllarda atılan en önemli adımlardan biri ise İsrail''''''''in, 2005 yılında, Ariel Şaron iktidarı döneminde Gazze Şeridi''''''''ndeki tüm yerleşimlerini boşaltıp buradan çekilme kararı oldu.
Başa dön
LİDERLER
*****hurbaşkanı: Şimon Peres
İsrail''''''''in en tecrübeli siyasetçilerinden biri olarak gösterilen eski başbakan ve İşçi Partisi lideri Şimon Peres, 2007 Haziran''''''''ında parlamentoda düzenlenen seçim sonunda *****hurbaşkanı oldu.
Peres 60 yıldır İsrail siyasetinin içinde
İsrail''''''''de *****hurbaşkanlığı makamı daha çok sembolik önem taşıyor. İcra yetkileri ise kabine ve başbakana ait.
Ancak Peres''''''''in selefi Moşe Katsav''''''''ın hedef olduğu suçlamalar nedeniyle hırpalanan bu makama yeniden saygınlık kazandırması umuluyor.
Yedi yıl önce Peres''''''''i mağlup ederek *****hurbaşkanlığına seçilen sağcı aday Moşe Katsav''''''''ın *****hurbaşkanlığının son dönemi beraber çalıştığı bazı kadınlara cinsel tacizde bulunduğu suçlamaları ile gölgelendi.
Katsav, bu nedenle görevinin son aylarını idari izinde geçirdi; taciz suçlamalarını kabul ederek, hapis cezasını gerektiren daha ağır suçlamalardan kurtuldu.
Bunu takiben koalisyon hükümetinin büyük ortağı Kadima Partisi''''''''nin adayı olan Peres, 83 yaşında bu göreve seçildi.
Şimon Peres yaklaşık 60 yıldır İsrail siyasetinin içinde...
1959 yılından bu yana parlamento üyesi olan Peres, 1984''''''''te ve 1995-1996 yılları arasında başbakanlık görevinde bulundu.
Aynı zamanda İşçi Partisi''''''''nin eski liderlerinden de olan Peres 1977, 1981, 1984, 1988 ve 1996''''''''da yapılan beş genel seçimi kaybetmişti.
Ancak Peres; İsrail''''''''in Filistin Kurtuluş Örgütü''''''''yle 1993''''''''te imzaladığı Oslo Anlaşması''''''''nın mimarlarındandı. Peres anlaşma sonrası 1994''''''''te dönemin İsrail Başbakanı İzak Rabin ve FKÖ lideri Yaser Arafat''''''''la birlikte Nobel Barış Ödülü''''''''ne layık görülmüştü.
Görevini 2007 Temmuz ayında devralan Peres, yedi yıl süreyle görev yapacak.
Başbakan: Ehud Olmert
Ehud Olmert Mart ayındaki seçimlerden zaferle çıktı
İsrail Başbakanı Ariel Şaron''''''''un 2006 yılı Ocak ayında hastalanması ardından başbakanlığı vekaleten üstlenen Ehud Olmert, aynı yılın Mart ayında yapılan seçimlere de yeni kurulan Kadima Partisi''''''''nin lideri olarak girdi.
İsrail parlamentosu, seçimden galip çıkan Kadima Partisi''''''''nin lideri Ehud Olmert önderliğindeki yeni hükümete 4 Mayıs 2006''''''''da güvenoyu verdi.
Kadima''''''''nın kurucusu Ariel Şaron, 2001 yılından bu yana çeşitli partilerle kurduğu koalisyon hükümetleri ile iktidarını sürdürüyordu.
İktidara geldiğinde Şaron''''''''un savunduğu sınırları tek taraflı olarak kısa vadede belirleme görüşünün destekçisi olan Ehud Olmert gelişmeler ışığında, bu tavrını gözden geçirdi.
Olmert''''''''in ilk ciddi sınavı iktidardaki ilk aylarında Güney Lübnan''''''''daki Hizbullah militanları ile girilen bir aylık savaştı.
Başbakan Olmert, yürütülen operasyonlarla Hizbullah''''''''ın silah gücü ve altyapısının çökertildiğini savunsa da savaşın yönetiliş biçimi sonradan çok eleştirildi. Hizbullah da sonucu kendi açılarından bir zafer olarak gördü.
Bu arada Gazze Şeridi''''''''nin Hamas örgütü denetimine geçmesi de İsrail açısından istikrarsızlık tehdidini artırdı.
Bu gelişmeler sonrasında ABD''''''''nin Arap-İsrail sorununun çözülmesine yönelik girişimleri yoğunlaştı.
ABD, tarafları 2007 sonbaharında çok taraflı bir konferansta bir araya getirmeyi hedefliyor.
İSRAİL''''''''İN KÜNYESİ
Nüfus: 6 milyon 900 bin (BM, 2006)
Yönetim merkezi: İsrail yönetim merkezleri Kudüs''''''''te bulunuyor, ancak yabancı elçiliklerin hemen hepsi Tel Aviv''''''''de ve başkent genellikle Tel Aviv kabul ediliyor
En yaygın diller: İbranice, Arapça
En yaygın dinler: Yahudilik, İslam
Ortalama ömür: Erkeklerde 79, kadınlarda 83 yıl (BM)
Para birimi: 1 yeni İsrail şekeli (YİŞ) = 100 yeni agorot
Başlıca ihraç ürünleri: Bilgisayar yazılımı, askeri teçhizat, kimyasal maddeler, tarım ürünleri
Ortalama yıllık gelir: 18.620 $ (Dünya Bankası, 2006)
İnternet uzantısı: .il
Uluslararası telefon kodu: +972
Olmert''''''''in Şaron''''''''dan miras aldığı tartışmalı siyasetlerden bir diğeri de Batı Şeria''''''''da inşa edilen bir set.
İsrail ''''''''güvenlik duvarı'''''''' olarak nitelediği bu setin, bölgedeki yerleşimleri Filistinli intihar eylemcilerinden korunmak için gerekli olduğunu savunuyor.
Filistinliler ise setin buradaki topraklarının bir bölümünün ilhakı anlamına geldiğini ve 1967 sınırlarından farklı, fiili bir sınır yaratmaya yönelik olduğunu savunuyor.
Uluslararası Adalet Divanı 2002''''''''de inşa edilmeye başlanan 640 kilometre uzunluğundaki setin yasadışı olduğuna hükmetti.
İsrail bu kararı tanımadı ancak aradan geçen sürede İsrail Yüksek Mahkemesi de duvarın bazı bölümlerinin güzergahının değiştirilmesi gerektiğine hükmetti.
Başa dön
Filistin Özerk Yönetimi Başkanı: Mahmud Abbas
Abbas, Hamas ile iktidar mücadelesi içinde
Mahmud Abbas, Filistin davasının uzun yıllardır tartışmasız lideri olan Yaser Arafat''''''''ın ölümü ardından bu göreve seçildi.
Filistinlilerin Ebu Mazen adıyla andığı Abbas, 9 Ocak 2005''''''''te düzenlenen seçimleri oyların yüzde 62''''''''sini alarak kazandı.
Abbas, bu seçimden kısa süre önce de 1969 yılından itibaren Arafat''''''''ın yardımcısı olarak görev yaptığı Filistin Kurtuluş Örgütü''''''''nün liderliğine seçilmişti.
ABD ve İsrail Abbas''''''''a olumlu yaklaşıyorlar. İki ülkenin son dört yılda Arafat ile görüşmeyi reddetmeleri barış sürecini durma noktasına getirmişti.
Abbas göreve geldiğinde, Hamas ve İslami Cihad gibi örgütleri İsrail''''''''i hedef alan saldırılarını durdurmaya ikna etmeye çalışacağını, İsrail ile görüşmeleri de yeniden başlatmak istediğini söylüyordu.
FİLİSTİN''''''''İN KÜNYESİ
Nüfus: 4 milyon (BM, 2007)
Yönetim merkezi: Filistin yönetim birimleri halihazırda Ramallah merkezli olarak faaliyet gösteriyorlar, ancak kurulacak bir Filistin devletinin başkentinin Kudüs olması hedefleniyor
En yaygın dil: Arapça
En yaygın din: İslam
Ortalama ömür: Erkeklerde 72, kadınlarda 75 yıl (BM)
Para birimi: 1 Ürdün dinarı = 1 fils, 1 yeni İsrail şekeli = 100 yeni agorot
Başlıca ihraç ürünleri: narenciye
Ortalama yıllık gelir: 1.120 $ (Dünya Bankası, 2006)
İnternet uzantısı: .ps
Uluslararası telefon kodu: +970
Ancak Hamas örgütünün 2006 yılı Ocak ayındaki genel seçimi kazanmasını takiben hem İsrail ve bazı batılı ülkeler Filistin hükümetine tavır aldı, hem de Filistinli gruplar arasındaki iktidar kavgası şiddetlendi.
Bir ara bölgede bir iç savaş havası yaratan silahlı çatışmaların ardından, Hamas ve Abbas liderliğindeki El Fetih örgütü, 2007 Şubat''''''''ında Suudi Arabistan arabuluculuğunda bir ulusal birlik hükümeti kurdu.
Ancak hükümetin kurulmasından bir kaç ay sonra, Hamas Gazze Şeridi''''''''nde denetimi tamamen ele geçirdi.
Abbas bunu takiben koalisyon hükümetini feshetti.
Pek çok gözlemci Abbas''''''''ı ılımlı bir isim olarak görüyor. Abbas yönetimde reform ve yolsuzlukla mücadele alanlarında ise beklentileri karşılamış değil.
Mahmud Abbas, 1935 yılında günümüzde İsrail''''''''in kuzeyinde kalan Safed kasabasında doğdu.
Filistin Kurtuluş Örgütü içindeki en büyük grup olan El Fetih''''''''in kurulmasında Yaser Arafat''''''''ın yanında rol aldı. 1970''''''''lerde sol kanattan İsraillilerle temasa geçti ve 1993''''''''te imzalanan Oslo Barış Anlaşmaları''''''''nın başlıca mimarlarından oldu.
Bu anlaşmalar, Filistin Özerk Yönetimi''''''''nin kurulmasına da zemin hazırladı.
Filistin yönetiminin ilk başbakanı olan Mahmud Abbas, bu görevde geçirdiği kısa süre boyunca, Yaser Arafat ile güvenlik kuvvetlerinin denetimi ve planlanan reformlar konusunda anlaşmazlık yaşadı. 2003 Eylül''''''''ünde bu görevden ayrıldı.
Yaser Arafat ise 11 Kasım 2004''''''''te Fransa''''''''da tedavi gördüğü hastanede 75 yaşında öldü.
Başa dön
MEDYA
İsrail Medyası
İsrail basın ve yayın kuruluşları sayıca çok fazla ve üslupları ile siyasi ve dini yaklaşımlar açısından büyük bir çeşitlilik gösteriyor.
İntihar saldırıları İsrail medyasında geniş yer buluyor
BBC model alınarak oluşturulan İsrail Yayın İdaresi (IBA), devlet radyo ve televizyonlarını işletiyor ve finansmanı büyük oranda televizyon cihazları için düzenli olarak toplanan ruhsat ücretlerinden sağlanıyor.
En büyük özel televizyonlar ise Kanal 2 ve Kanal 10. İsraillilerin çoğunun evinde kablolu ya da uydu televizyonu paketleri de var.
Ülkede ticari radyolar 1995''''''''te kurulmaya başlandı. Ancak bunlar da korsan yayınlarla dişe diş bir mücadele içinde.
2003 yılı başı itibariyle korsan yayın yapan 150 kadar radyo olduğu tahmin ediliyordu. Bu istasyonlardan bir bölümünün yayınları aşırı dinci içerikte.
Tüm İsrail gazeteleri özel mülkiyette ve bunlardan çoğuna internette ulaşmak da mümkün.
Medya denetim kuruluşu Sınır Tanımayan Gazeteciler, 2007 yılı raporunda İsrailli gazetecilerin bölgede başka hiç bir yerde olmayan özgürlüklere sahip olduğunu kaydetti; bununla birlikte Filistinli meslektaşlarının İsrail makamlarının getirdiği pek çok kısıtlamaya tabi olduğunun altını çizdi.
Viyana Merkezli Uluslararası basın Enstitüsü de 2002''''''''de, Batı Şeria ve Gazze''''''''de ikinci intifadanın başlamasından bu yana basın özgürlüğünü ihlal eden uygulamaların "en az yüzde 81''''''''inin" İsraillilerce gerçekleştirildiğini kaydetti.
Enstitü, raporunda hedef alınan gazetecilerin büyük bölümünün Filistinli olduğunu belirtti.
Kaynak:www.bbc.co.uk/28.12.2008
Arap-İsrail Savaşları
Vikipedi, özgür ansiklopedi
Git ve: kullan, ara
Arap-İsrail Savaşları, 20. yüzyılın ikinci yarısında Ortadoğu bölgesinde yaşanan savaşları dizisidir. II. Dünya Savaşı''''''''nın bitmesinin ardından kurulan İsrail ile çevresindeki Arap Devletleri (başlıca Mısır, Suriye, Ürdün ve Filistin) arasında yapılmıştır. Bu savaşların sonucunda doğan Filistin Sorunu hala çözülememiş ve günümüze kadar gelmiştir.
Bu savaşlardan başlıcaları şunlardır:
1948 Arap-İsrail Savaşı
1956 Süveyş Krizi
1967 Altı Gün Savaşı
1973 Yom Kippur (Ramazan) Savaşı
Lübnan sorunu
2006 İsrail-Lübnan Krizi
Arap-İsrail Savaşları
g • d
[ Gizle ]
Başlıca Taraflar
Politik liderler:
Savaşlar
Diplomasi / Barış anlaşmaları
Başlıca:
Hükümetler:
Mısır
Irak
İsrail
Ürdün
Lübnan
Filistin
Suudi Arabistan
Suriye
Yemen
Aktif örgütler:
Amal
El Aksa Şehitleri Tugayları
Arap Birliği
Arap Kurtuluş Cephesi
Baas Partisi
Filistin''''''''in Kurtuluşu İçin Demokratik Cephe
El Fetih
Sedir Ağacı''''''''nın Koruyucuları
Hamas
Hizbullah
İslam Ordusu
Kataeb Partisi
Lübnan Kuvvetleri
Filistin İslâmi Cihad Örgütü
Filistin Kurtuluş Cephesi
Filistin Kurtuluş Örgütü
Palestinian Popular Struggle Front
Filistin Halk Kurtuluş Cephesi
Filistin Halk Kurtuluş Cephesi - Genel Komutanlık
Popüler Direniş Örgütleri
Halk Özgürlük Mücadelesi’nin Öncüleri
Önceki:
Güney Lübnan Ordusu
Arap Yüksek Komitesi
Arap Özgürlük Savaşçıları
Kutsal Savaş Ordusu
Irgun (Etzel)
Lehi
Kara El
Kara Eylül
Filistin Mandası
Diğer:
Hükümetler:
Kanada
Fransa
Almanya
İran
Norveç
Rusya
İsveç
Uganda
Birleşik Krallık
ABD
Teşkilatlar:
Avrupa Birliği
Birleşmiş Milletler
Önceki:
Sovyetler Birliği
Birleşik Arap *****huriyeti
Lester B. Pearson
Abd al-Hakim Amer
Muhammed Hüsnü Mübarek
Cemal Abdülnasır
Enver Sedat
Mahmud Ahmedinejad
Ali Hamaney
Ayetullah Humeyni
Faysal bin Hüseyin
Saddam Hüseyin
Ehud Barak
Menahem Begin
David Ben-Gurion
Moşe Dayan
Levi Eşkol
Golda Meir
Benyamin Netanyahu
Ehud Olmert
Şimon Peres
İzak Rabin
İzak Şamir
Ariel Şaron
Chaim Weizmann
Kral Abdullah I
Kral Abdullah II
Kral Hüseyin
Emile Lahoud
Hasan Nasrallah
Fuad Sinyora
Mona Juul
Johan Jørgen Holst
Terje Rød-Larsen
Mahmud Abbas
Yaser Arafat
Mervan Barguti
George Habash
İsmail Haniye
Amin al-Husayni
Halit Meşal
Ebu Ali Mustafa
Abdülaziz El Rantissi
Ahmed Şukeiri
Ahmed Yasin
Abdülaziz El Suud
Abdullah bin Abdül Aziz
Fahd bin Abdül Aziz
Faysal bin Abdül Aziz
Folke Bernadotte
Hafız Esad
Beşar Esad
Şükrü el Kuvvetli
Salah Cedid
İdi Amin
Arthur Balfour
Ernest Bevin
Tony Blair
Richard Crossman
Madeleine Albright
Ralph Bunche
George W. Bush
Jimmy Carter
Bill Clinton
Henry Kissinger
Condoleezza Rice
Dennis Ross
Cyrus R. Vance
1920 Filistin ayaklanmaları
1921 Hayfa ayaklanmaları
1929 Filistin ayaklanmaları
1936–1939 Arap ayaklanmaları
1947 Kudüs ayaklanmaları
1947-1948 Filistin İç Savaşı
1948 Arap-İsrail Savaşı
1950''''''''lerde İsrail''''''''e karşı terörizm
1953 Qibya katliamı
1956 Süveyş Krizi
1967 Altı Gün Savaşı
1968–1970 Yıpratma Savaşı
1972 Münih Olimpiyatları katliamı
1972 Tanrı''''''''nın Gazabı Operasyonu
1973 Lübnan''''''''a İsrail saldırısı
1973 Yom Kippur Savaşı
1975–1990 Lübnan İç Savaşı
1976 Entebbe Operasyonu
1978 Güney Lübnan anlaşmazlığı
1981 Opera Operasyonu
1982 Lübnan Savaşı
1982–2000 Güney Lübnan savaşı
1985 Tahta Bacak Operasyonu
1987–1990 İlk İntifada
1991 Körfez Savaşı
1993 Sorumluluk Operasyonu
1993-günümüze Filistin intihar saldırıları
1996 Gazap Üzümleri Operasyonu
2000-günümüze El-Aksa İntifadası
2002 Koruyucu Kalkan Operasyonu
2003 Ain es Saheb hava saldırısı
2004 Gökkuşağı Operasyonu
2004 Pişmanlık günü Operasyonu
2006 İsrail-Gazze savaşı
2006 Lübnan Savaşı
2007 Gazze Savaşı
Şam Protokolü
Hüseyin-McMahon Yazışmaları
Sykes-Picot Antlaşması
1917 Balfour Deklerasyonu
Yediler Deklarasyonu
Anglo-Fransız Deklarasyonu
1919 Faysal-Weizmann Anlaşması
1920 San Remo Konferansı
1922 Churchill Beyaz Kağıdı
1939 Beyaz Kağıdı
1947 BM Paylaşım Planı
1948 İsrail''''''''in kuruluşu
1948 BMGK 194 No''''''''lu Kararı
1949 Ateşkes Antlaşması
1964 Filistin Ulusal Sözleşmesi
1967 Hartum Kararları
1967 BMGK 242 No''''''''lu Kararı
1973 BMGK 338 No''''''''lu Kararı
1973 BMGK 339 No''''''''lu Kararı
1974 BMGK 350 No''''''''lu Kararı
1978 BMGK 425 No''''''''lu Kararı
1978 Camp David Sözleşmesi
1979 BMGK 446 No''''''''lu Kararı
1979 İsrail-Mısır Barış Antlaşması
1979 BMGK 452 No''''''''lu Kararı
1980 BMGK 478 No''''''''lu Kararı
1981 BMGK 497 No''''''''lu Kararı
1983 İsrail-Lübnan Anlaşması
1991 Madrid Konferansı
1993 Oslo Anlaşması
1994 İsrail-Ürdün Barış Antlaşması
1998 Wye River Memorandumu
2000 Kamp David Zirvesi
2001 Taba Zirvesi
2001 BMGK 1373 No''''''''lu Kararı
2002 Beyrut Zirvesi ve Barış Girişimi
2002 Barış İçin Yol Haritası
2004 BMGK 1559 No''''''''lu Kararı
2004 BMGK 1566 No''''''''lu Kararı
2005 BMGK 1583 No''''''''lu Kararı
2005 Şarm El Şeyh Zirvesi
2005 İsrail''''''''in tekyönlü geriçekilme planı
2006 Filistinli Mahkumlar dosyası
2006 BMGK 1071 No''''''''lu Kararı
2006 Fransa–İtalya–İspanya Barış Pla
Kaynak:www.wikipedia.org/28.12.2008
Milliyetçilik
Eugène Delacroix''''''''nın "La liberté guidant le peuple" (Halkın rehberi özgürlüktür) isimli çalışması, Fransa''''''''daki Temmuz Devrimi''''''''nin en önemli simgesi olmuştur.
Milliyetçilik veya Ulusçuluk, kendilerini birleştiren dil, din, tarih veya kültür bağlarından dolayı millet veya ulus olarak tanımlanan bir topluluğun siyasi birliğini ve egemenliğini savunan siyasi[kaynak belirtilmeli] görüş.
Milliyetçilik, ulus idealine bağlılığın, evrensel ilkelere bağlılıktan ya da bireyin hak ve özgürlüklerinden daha önemli olduğunu savunur.[kaynak belirtilmeli]
19. yüzyıl başlarından itibaren Avrupa''''''''da, 20. yüzyılda ise tüm dünyada egemen siyasi düşünce tarzı olmuştur. Dünya siyasi haritası bu dönemde milliyetçilik ilkelerine göre biçimlendirilmiştir. Günümüzde özellikle azgelişmiş toplumlarda halâ yaygın bir değer olmakla birlikte, Anglosakson kültürüne bağlı toplumlarda ve Avrupa Birliği fikrini savunan çevrelerde olumsuz bir anlam yüklenmiştir.[kaynak belirtilmeli]
Milliyetçilik konusunda Benedict Anderson, Ernest Gellner, Eric Hobsbawm, Elie Kedourie, Anthony Smith''''''''in teorik çalışmaları kaynak olmuştur. Bu çalışmalarda yurtseverlik, militarizm, şovenizm, etnik aidiyet, dilsel aidiyet, ulusalcılık, irredentizm, faşizm, militancılık, dinselcilik, otoriterlik, ırkçılık, antiemperyalizm, asabiyet, hayali cemaatler, tarihsel kimlik, kahramanlık, maneviyat, atalar kültü, sadakat, egemenlik, ortak irade, vatan, romantizm, kamusallık, kültürellik kavramları açıklanmaktadır.
Konu başlıkları
[gizle]
1 Kökenbilim
2 Tarihçe
3 Türkiye''''''''de milliyetçilik
4 Atatürk''''''''e göre milliyetçilik
5 Kaynakça
5.1 Dipnotlar
Kökenbilim [değiştir]
"Millet" sözcüğü aslen Arapça olup (Ar: ملة), "din veya mezhep; bir din veya mezhebe bağlı olan cemaat" anlamındadır. Osmanlı Türkçesinde 20. yüzyıl başlarına kadar bu anlamda kullanılmıştır. 19. yüzyıl ortalarından itibaren aynı sözcük Fransızca/İngilizce nation kavramına karşılık olarak kulanılmıştır. Moğolca''''''''dan alınan "ulus" sözcüğü, 1932 yılında aynı kavramın Yeni Türkçesi olarak benimsenmiştir.
Latince kökenli olan "nation", kök anlamı itibariyle "aynı atadan gelenler topluluğu" demektir. Dolayısıyla esasen Türkçe kavim veya aşiret karşılığıdır. Moğolca ulus ise siyasi amaçla bir araya gelmiş olan boylar konfederasyonunu ifade eder (ayrıca kâdim Türkçedeki budun[1] kelimesi de aynı anlamı verir).
Sözcüğün evriminden kolayca görüleceği gibi, ulusun objektif temelini tanımlamak son derece güçtür. Bazı uluslar kendini dil veya din temelinde tanımlarken, diğerleri ortak bir siyasi geçmişi veya siyasi ideali ulusal birliğin temeli olarak kabul etmektedir. İsviçre’de dört ayrı dil konuşulmasına rağmen yüzyıllardan beri paylaşılan ortak tarih güçlü bir ulusal duyguyu ayakta tutabilmiştir. Amerikan ulusu farklı kökenlerden gelen göçmenlerin ortak bir siyasi yapıda bir araya gelmesinden oluşur. Yahudi ulusunun tanımlayıcı ögesi dindir. Yunan ulusçuluğu, dil, din ve köken ortaklığını vurgular.
Tarihçe [değiştir]
Modern milliyetçi düşünce 1789-1799 Fransız Devrimi''''''''nin fikirlerinden doğmuştur. Avrupa tarihindeki ilk milliyetçi hareketlere, Napoleon istilası (1804-1815) altındaki Almanya''''''''da rastlanır. Aynı yıllarda, Rus işgalindeki Polonya''''''''da güçlü bir milliyetçi akım doğdu. 1821''''''''de Osmanlı Devleti''''''''ne karşı ayaklanan Yunanistan, Avrupa''''''''nın milliyetçi çevrelerinde çok heyecanlı destek buldu. 1848''''''''de Avusturya İmparatorluğu''''''''na karşı ayaklanan Macarlar, daha sonra Çekler ve Sırplar, milliyetçilik akımını Orta Avrupa''''''''ya taşıdılar. 1860-1870 yılları arasında gerçekleşen İtalya birliği, devrimci milliyetçiliğin en büyük zaferlerinden biri olarak algılandı. 1870''''''''lerde Rusya''''''''da doğan Pan-Slavizm akımı, yayılmacı milliyetçiliğin ilk örneklerinden biri idi.
Milliyetçiliğe yol açan en önemli etken, daha önce hükümdar ve sülale zemininde tanımlanan siyasi aidiyet duygusunu, hükümdardan bağımsız olarak, "halk"a maletme gereğiydi. Siyasi aidiyet ve itaat, "halk"ın ortak iradesine dayandırılmalıydı. Bu nedenle 19. yüzyılda milliyetçilik, radikal, devrimci, anti-monarşist, yerleşik düzene zıt bir siyasi düşünce olarak değerlendirildi.
"Halk"ı tanımlamanın güçlüğü, milliyetçi düşünürleri -- bazen olguları ve mantığı zorlama pahasına -- olağanüstü duygusal anlamlar yüklemeye sevketti. Örneğin (ayrı lehçeler konuşan) Sicilyalılar veya Venedikliler ayrı bir ulus mu, yoksa italyan ulusunun parçası mıydı? Avusturya ulusu var mıydı? Makedonlar ayrı bir ulus mu, Bulgar mı, yoksa Güney Slavların bir boyu muydu? Bu konularda farklı görüşleri savunanlar, benimsedikleri ulusa hayali bir tarih ve hayali kökenler atfederek, onun ezelden beri "doğal olarak" varolduğunu kanıtlamaya çalıştılar. Farklı lehçeler konuşan toplumlarda, ortak bir ulusal dil oluşturmaya büyük önem verildi.
Pek çok ülkede toplumlar zıt milliyetçi idealler ekseninde karşı karşıya gelmiştir. Örneğin Güney Slavların dil birliğini temel alan Yugoslav milliyetçiliği ile din ve ortak tarih birliğini temel alan Sırp ve Hırvat milliyetçilikleri çatışmıştır. İrlanda''''''''da Protestanlar Britanya ulusuna aidiyeti vurgularken, Katolikler ortak kökeni varsayan (Protestanları da içeren) İrlandalılığı öne çıkarmışlardır.
Farklı dil ve dinlerden toplumların yanyana yaşadığı bölgelerde, ulus yaratma çabaları, çoğunluktan farklı alt-uluslar veya azınlıklar sorunuyla karşı karşıya geldi. Siyasi egemenlik eğer ulusa dayandırılacaksa, o ulusa ait olmayan unsurların ya vatandaşlık haklarından mahrum edilmesi, ya asimile edilmesi, ya da ülke dışına sürülmesi veya yokedilmesi gerekiyordu. 20. yüzyılda ulus kurma çabaları bu nedenle insanlık tarihinin en büyük trajedilerinden bazılarına yol açtılar. Binlerce yıldan beri yanyana ve içiçe yaşamış toplumlar, ulusal kurtuluş adına sürgün ve katliamlarla tanıştılar. Doğu Avrupa ve Balkan ülkeleri, zorlu bir etnik temizlik süreci sonunda az çok homojen ulusal yapılara kavuştular.[kaynak belirtilmeli]
1920-30''''''''larda İtalyan Faşizm''''''''i ve Alman Nazizm''''''''i, 20. yüzyıl milliyetçiliğinin en tipik örnekleri olarak dünyanın hafızasında yer edindiler.
Türkiye''''''''de milliyetçilik [değiştir]
Osmanlı toplumunu oluşturan İslam, Rum, Ermeni ve Yahudi "millet"lerini ortak bir ulusal kimlik altında bir araya getirme düşüncesi 1839 Tanzimat Fermanı''''''''na damgasını vurdu, 1850''''''''lerden sonra güç kazandı. Osmanlı seçkinlerine göre devlet, ancak bir Osmanlı milletine dayandığı takdirde ayakta durabilir ve canlanabilirdi. Osmanlı milleti padişahın sembolik egemenliği altında, ortak bayrak, marş ve simgelere (örneğin fes) sahip olacak, din ve dil ayrımı gözetmeden toplumsal birliği gözetecekti.
Osmanlılık fikri bir yandan egemen İslam toplumunda, diğer yandan imparatorluğun Hıristiyan unsurlarında direnişle karşılaştı. 1860''''''''larda Namık Kemal öncülüğündeki Genç Osmanlılar, İslam milletinin geleneksel ayrıcalıklarını gayrımüslimlerle paylaşmayı reddeden bir milliyetçilik türünü savundular. Gayrımüslim toplumları içinde de, Osmanlı Devleti''''''''nden koparak ayrı ulusal varlıklar oluşturma fikri taraftar topladı. Önceleri daha çok Rum toplumunu etkileyen ayrılıkçı akımlar, 1878 yenilgisinden sonra imparatorluğun diğer gayrımüslim halklarına da yayıldı.
Atatürk''''''''e göre milliyetçilik [değiştir]
Atatürk
Atatürk’e göre Avrupa uluslar topluluğunun fiziki sınırlar dışında, bu sistemin üstünlüğüne karşı mücadeleler mutlaka ulusçu nitelikte olmalıydı.[2] Atatürk’ün amacı ulusal ve savunulabilir sınırlar dahilinde, bir Türk ulus-devletini kurmak için Türk milliyetçiliğini öne çıkarmaktı. Atatürk milliyetçiliği din ve ırk ayrımından uzak, ortak yurttaşlık temelindedir. Kemalistlerin anlayışına göre milliyetçilik temelde Türkiye *****huriyeti''''''''nin bütünlüğünü korumayı ve ülkenin birliğini tehdit edebilecek ayrılıkçı akımları engellemeyi amaçlıyordu.[3]Recep Peker1931 yılında bu sorunu şöyle anlatıyordu:
"Bizim aramızda yaşayan, politik ve sosyal bağlarla Türk milletine ait olan tüm vatandaşlarımızı biz kendi insanlarımız olarak düşünürüz: aralarında ''''''''Kürtçülük'''''''', ''''''''Çerkezlik'''''''' ve hatta ''''''''Lazlık'''''''' gibi fikirler ve duygular yerleşmiş olsa bile, onlar bize aittir. Mevcut yanlış anlayışlar ancak mutlakiyet yönetimlerinin ve uzun süren tarihsel baskıların ürünüdür ve biz en içten çabalarımızla bunları ortadan kaldırmayı görev sayıyoruz."[4]
Kemalistler böylece teorik düzlemde ırk, din ve etnik köken konularını vurgulamaktan çok, dil ve kültür üzerinde durarak bir ulus tanımı yapmaya çalıştılar ve o zamana kadar Türk ulusu içinde asimile olmamış etnik grupların böylesi bir Türkleştirme politikası ile kaynaşacaklarını umdular.[5] Ulus tanımı yapılırken dil birliği üzerine bu vurgu, daha önceleri Ali Suavi, Şinasi, İsmail Gaspıralı, sonraları Ziya Gökalp, Ahmet Ağaoğlu, Yusuf Akçura, Fuat Köprülü ve Mehmet Emin Yurdakul tarafından ön plana çıkartılmıştı. Bu anlamda tümüyle özgün değildi.
İslam''''''''ı imparatorluğu bir arada tutmanın bir aracı olarak gören Jön Türkler''''''''den farklı olarak Kemalistler laikti. Ancak yine de uygulamada dine belirli oranda önem veriyorlardı. Türkleştirilmiş bir İslam üzerinde durarak, bunun milli Türkiye fikrinin oluşmasında pekiştirici bir etkisi olacağını düşünüyorlardı.[6]
Yine Jön Türkler''''''''in tersine Kemalistler hem Enver Paşa''''''''nın temsil ettiği Turancılık''''''''ın askeri-siyasi sonuçlarını görmüş olduklarından, hem de SSCB ile ilişkilerini bozmak istemediklerinden ırk kavramını kendi ulus tanımlamasında ön plana çıkartmıyorlardı. Ancak dönemin yayın organları gibi ders kitapları da ırk düşüncesi üzerinde duruyordu. Ayrıca Turancılık 1944 yılına kadar yasaklanmamıştı.
Paul Dumont Kemalist milliyetçiliği şöyle özetlemektedir:
"Kemalizm dil ve kültür birliği kartlarını oynamaya karar vermişti; henüz toplumla kaynaşmamış azınlıkların sorunlarını çözmek için dil ve kültürleri fethetme ilkesine dayanıyordu. Ancak bu arada, gerekli olduğu zaman kullanabilmek amacıyla bazı belirsiz kartları da koz olarak saklamaktaydılar."[7]
Kaynak:www.wikipedia.org/12.06.2008
HÜCRE
Bundan yüzyıllar önce, bilim adamları, maddenin en küçük parçası olan atomu bulduklarında, aynı çalışma veya düşünce ile insanında gözle görülemeyecek kadar en küçük par- çası olabileceğini düşünmemişlerdi. Atomun bulunması, keşfi veya analizinin yapılması uzun zaman sürmedi. Öyle ki: John Dalton ve sonraki bilim adam- ları, atomun çekirdeğini, etrafını çeviren elektron halkalarını, ato- mun kendi çevresinde akıl alamayacak bir hızla döndüğünü gö- rünce hayrete kaldılar. Daha sonraki laboratuar çalışmalarında, do- ğada 105 elementin bulunduğunu ve her atomun kendine has ö- zellikler içerdiğini, atomlarının sayılarının birbirinden ayrı olduğunu ispatladılar. Yanı, her element başka özellikler taşıyordu. Örnek: Te- miz hava dediğimiz Oksijende 8 tane proton ve 8 tanede elektron vardır. Başka bir element örnek verecek olursak, yemek tuzumuzun bir elementi olan Sodyum: Atom ağırlığı 23 tur. 11 proton, 11 elekt- ron ve 1de notronu vardır. Bu saydığımız elementlerin hepsi doğada bulundukları halde farklı atom yapıları ve sayıları vardır. Uzun yıllar, “Atom en küçük parçadır; ondan küçüğü olamaz.” diyorlardı. Ta ki: Albert Einstein, Amerika’daki çalışmaları sonucunda atomun çekirdeğini parçalayarak, bugünkü adıyla bilinen atom bombasını yapana kadar… Nükleer fizikçiler ve kimyacılar, maddeyi incelerken ve atomun sır- larını araştırırken, tıp alimleri henüz bir kaç hastalığın teşhisini yapabilmişlerdi. Araştırmalar devam etti tabii ki. Sonunda, canlılarında çıplak gözle görülemeye- cek en küçük parçası olan hücreyi buldular. Bir insan vücudu, milyarlarca hüc- reden meydana gelir. Hücrede tıpkı atoma benzer: Ortasında bir çekirdek vardır. Çekirdeğin etrafı Stoplazma denen bir özel sıvı ile çevrelenmiştir. Canlı beslene- rek stoplazmayı güçlendirir ve çekirdeği besler. Çekirdek, belli bir zaman sonra bö- lünerek ikiye ayrılır. Yeni bir hücre meydana gelir.Yanı: Hücre sayısı artar.Hücre sa- yısının artmasıyla o canlıda gelişerek büyür. Bir insan, en çok 22 yaşına kadar ge- lişme gösterir, boyu uzar. Demek ki, istisnalar hariç, bir insanın gelişmesi 22 yaşına kadardır. Bu yaşa kadar, o insanın hücrelerinde artış vardır. Bu yaştan sonra hücre artışı olmaz, tam tersine hücreler ölmeye başlar. Biz buna yaşlanma veya ihtiyarlama deriz. Düşünün: 15 yaşındaki bir erkeğin yüzündeki derinin şekli ile 55 yaşına gelince derisinin şekli aynı değildir zaten olamaz. Çünkü:Hücreler ölmeye başlamıştır. 1982 yılında Donne Denkla adında bir bilim adamı:”Ölümü önlemenin yolunu buldum!” diyerek, ortaya bir tez atmıştı. Ona göre:”İnsanın ölümü, vücudundaki hüc- relerin yaşlanması ve ölümüydü. Bende bu hücrelerin ölümünü durdurabilirsem hem yaşlanmayı dahası ölümü önleyebilirim.” diyordu. Fakat, bu adamın bilmediği veya bil- mek istemediği bir şey vardır: Allah, Kur’an’da buyuruyor ki: “Her insan,topraktan gelmiştir; her insan ölümü tadacaktır. EZELDENBEKAR/İkizdere/22.02.2008
free youtube download
free youtube download
free youtube download
free youtube download
Copyright © İKİZDERE'NİN EDEBİYAT PORTALI Tüm hakları saklıdır.